Tayyip'in Yatırımları
Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal'ın 2 Ekim 2026 tarihli "Orada Duracaksınız!" başlıklı yazısı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkında gündeme gelen iddiaları tartışırken meseleyi büyük ölçüde Erdoğan'ın gençlere yaptığı yatırım, Kaya'nın Erdoğan'a karşı vefasızlığı ve olayın dindarlara yönelik bir saldırıya dönüştürülmemesi gerektiği ekseninde ele alıyor.
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Buna karşılık aynı gün Sözcü'de yayımlanan "2,2 milyar TL tokatlayan Fatma Betül'e fıkra gibi ceza" başlıklı haber, Kaya ve eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları, soruşturma sürecini ve Akepenin verdiği siyasi tepkinin yeterliliğini tartışmaya açıyor.
Aslında Fatma Betül Sayan Kaya'dan çok daha büyük bir mesele ortaya çıkıyor: Türkiye'de yıllardır "gençlere yatırım", "liyakat", "sadakat" ve "dindar nesil" söylemleriyle oluşturulan siyasi insan yetiştirme modelinin bugün geldiği nokta.
İşte tam burada, Aydın Ünal'ın yazısındaki "Erdoğan gençlere yatırım yaptı" cümlesinin üzerinde durmak gerekiyor.
Çünkü asıl soru şudur:
Erdoğan kime yatırım yaptı; Türkiye'nin gençlerine mi, yoksa kendi siyasi çevresinin gençlerine mi?
Kaya hakkındaki iddiaların hukuken kesinleşmiş bir hüküm olmadığını elbette bilmek gerekir. Kendisi siyasi görevinden ayrılırken (tayyip bey tarafindan affedildi) soruşturmanın önünü açmak istediğini açıkladı. Fakat tam da bu nedenle meselenin üzerini "Erdoğan'ı sırtından hançerledi", "vefasızlık yaptı", "dindarlara zarar verdi" gibi kavramlarla örtmeye çalışmak yerine, asıl soruların sorulması gerekir.
Bir insanın yaptığı iddia edilen yanlışın Erdoğan'a verdiği zarar neden ilk refleks olsun?
Devlete, kamuya, millete, yatırımcıya ve hukuka yönelik muhtemel zararlar konuşulmadan neden mesele önce Cumhurbaşkanı'na yapılmış bir "ihanet" olarak tarif ediliyor?
Daha önemlisi, bir siyasetçinin başarısı neden Erdoğan'ın ona yaptığı "yatırım" üzerinden hesaplanıyor?
İşte burada çok daha büyük bir meseleyle karşı karşıyayız.
Tayyip'in yatırımları neydi?
Eğer kastedilen, Türkiye'nin bütün gençlerine eşit eğitim, eşit fırsat, eşit hukuk ve liyakat temelinde yükselme imkânı sağlamaksa, buna zaten kimsenin itirazı olamaz.
Devletin görevi budur.
Ama "yatırım" denilen şey, Erdoğan'ın güvendiği, siyasi çevresinden gelen, yakınında bulunan gençleri hızla önemli makamlara taşımaksa, burada artık devlet politikasıyla siyasi kadro yetiştirme arasındaki çizgiyi konuşmak zorundayız.
Çünkü devletin gençlere yatırım yapması başka şeydir, bir siyasi liderin kendisine yakın gençlere yatırım yapması başka şey.
Birincisi kamu hizmetidir.
İkincisi ise siyasi tercih ve kadrolaşma tartışmasıdır.
Ünal'ın yazısındaki temel sorunlardan biri, bu ikisini birbirine karıştırmasıdır.
Bir bakanın, bir milletvekilinin veya bir Akepe yöneticisinin Erdoğan tarafından göreve getirilmiş olması, ona ömür boyu sadakat borcu yüklemez.
Çünkü siyasi makamlar şahsi mülk değildir.
Hiçbir makam bir liderin kişisel emaneti olarak dağıtılamaz.
Bir göreve getirilen kişi, öncelikle kendisini göreve getiren kişiye değil, hukuka, devlete ve millete karşı sorumludur.
Aksi halde........
