Londra İcazet Alayları ve Chatham House Babasının Hayrına Hizmet Ediyor!
Dünya sahnesinde boy gösteren küresel aktörlerin, devasa bütçeli düşünce kuruluşlarının ve uluslararası enstitülerin vitrindeki sloganları her zaman çok büyüleyicidir: "Sürdürülebilir, güvenli, müreffeh ve adil bir dünya kurmak." Ancak uluslararası ilişkilerin acımasız realitesi bize defaatle öğretmiştir ki, hiçbir küresel yapı milyarlarca dolarlık operasyonları insanlığın saf mutluluğu ya da "babasının hayrına" yürütmez. Bu durumun en somut, en rafine ve en tehlikeli örneklerinden biri de Londra’nın merkezinde konuşlanan, resmi adıyla Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, bilinen adıyla Chatham House’dur. Görünürde barışçıl, objektif ve analitik bir sivil toplum kuruluşu gibi pazarlanan bu yapı, kurulduğu günden bu yana İngiliz Kraliyeti’nin küresel menfaatlerini, jeopolitik çıkarlarını ve ulus devletleri tasfiye etmeyi amaçlayan derin planlarını modern çağın diplomatik diliyle servis eden bir mutfaktan ibarettir. Chatham House, sıradan bir düşünce kuruluşu ya da entelektüel bir tartışma kulübü değildir; kurumun genel politikası net olarak kendi ülkesinin deniz aşırı emperyalist politikalarına hizmet etmektir. Temelinde ulusal egemenliklerin yok edildiği bir "Tek Dünya Devleti" tasarımının olduğu "Küresel Kraliyet" projesinin öncülerinden olan bu enstitü, sivil görünümlü bir "think-tank" maskesi taksa da aslında İngiltere'nin sömürgeci aklını ve derin devletini temsil eden operasyonel bir üst yapıdır.
Chatham House’un kökleri, resmi olarak 1920'de kurulmuş gibi görünse de gayrı resmi olarak 1910'ların başına kadar uzanmaktadır. O zamanki adı “Yuvarlak Masacılar” (The Round Table) olan bu karanlık odak, Osmanlı’yla Orta Doğu’yu parçalayan Sykes–Picot haritalarını çizen ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu parçalayarak işgalin önünü açan Sevr Antlaşması'nı bizzat hazırlayan masanın ta kendisidir.
Süreç, I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından dünyayı yeniden şekillendirmek üzere toplanan Ocak 1919 Paris Barış Konferansı’na dayanır. Savaş sonrası dünyada Versay Antlaşması’nın getirdiği yeni statüyü korumak ve Anglo-Sakson hegemonyasını kalıcı kılmak amacıyla, 30 Mayıs 1919’da Lionel Curtis liderliğinde bir araya gelen Amerikalı ve Britanyalı diplomatlar küresel bir akıl topluluğu kurmaya karar verdiler. Süreç içinde yollar ayrılsa da hedef değişmedi: Temmuz 1920’de Britanyalı diplomatlar enstitüyü Londra’da bağımsız bir yapı olarak hayata geçirdi. Amerikalı diplomatlar ise New York merkezli, Rothschild ve Rockefeller gibi ailelerin başı çektiği ve bugün Derin Dünya Devleti'nin “Politbürosu” konumunda olan Dış İlişkiler Konseyi'ni (CFR) kardeş enstitü olarak kurdu.
Derin Dünya'nın en seçkin kadrolarını barındıran CFR; siyaset, medya, akademisyenler, istihbarat servisleri, büyük şirket ve bankaların üst yöneticilerinden oluşan üyeleriyle ABD'nin küresel politikalarını çizmektedir. Chatham House ve CFR gibi ikiz yapıların uzun erimli gizli hedeflerinin başında ise “ulusal devletler”in çökertilmesi ve küresel sermayenin kontrolünde bir “Tek Dünya Devleti”nin kurulması gelir.
İngiliz derin devletinin bu meşum ağı tıpkı aristokratik bir kolej gibidir; merkezinde ve çekirdeğinde Kraliyet ailesi, Lordlar Kamarası uzantılı bir “soylular” yapısı ile onların özellikle güvenlik bürokrasisi içindeki istihbarat birimleri yer alır. Kurumun onursal başkanı daima kral veya kraliçe olmakta, resmi kaynaklarda kendilerinden "patron" kelimesi ile bahsedilmektedir. Örneğin Kraliçe II. Elizabeth buraya 1952 yılında onursal üye olmuştur.
Organizasyon ise genellikle hükümetlerde görev almış asilzadelerin getirildiği eş başkanlık sistemi ile yönetilir.
İngiliz derin devletinin bu meşum ağı sadece istihbaratla ve diplomasiyle sınırlı değildir; Oxford, Cambridge ve Exeter gibi üniversitelerin yönetim kademesi bile doğrudan bu sisteme dahildir.
Chatham House’un küresel sistemi nasıl yönlendirdiğinin en net vesikası, 2005 yılından bu yana verilen meşhur kristal cam ödülleridir. Ödül alanların kronolojik listesi, bu yapının küresel operasyonlerini deşifre etmektedir. 2005 yılında Viktor Yuşçenko, Ukrayna'da 2004'teki Soros destekli turuncu darbenin lideri olan Cumhurbaşkanı olarak ödülü Kraliçe II. Elizabeth’ten aldı. O dönem gazeteci Ömer Turan, İngiliz istihbaratıyla bağlantısı sıkça öne sürülen Exeter Üniversitesi'nin 2006'da Gül'e, 2007'de de İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'na doktora payesi vermesine atıfta bulunarak sert eleştiriler yöneltmişti.
9 Kasım 2010 yılında dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e kristal cam ödülünü verdi. Gül ödülünü bizzat İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’ten aldı. Gerekçe olarak Türkiye'nin sivil demokrasiyi yerleştirmesi, siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmesi; Gül'ün Kıbrıs sorunu, AB ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki "yapıcı" çabaları gösterilmişti. Bu "yapıcı" çabaların, gerçekte Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin esnetilmesi anlamına geldiğini tarih bizlerine göstermiştir.
Gül’den bahsetmişken yan yana yürüdüğü İngiliz aktörleri de unutmamak gerekir: Dönemin İngiltere Büyükelçisi Peter Westmacott ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw. 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesi’ndeki ağır hükümler üzerine Lüksemburg’a gitmeme kararı alan........
