"Kardeşlik" Söyleminden Yeni Bir Yaklaşım Arayışına
AKP Genel Başkanı'nın "kardeşlik türküleriyle süsleyeceğiz" mektubu ve 'Terörsüz Türkiye' süreci, geçmişteki söylemlerle çelişen bir tabloyu ortaya koymaktadır. Bu durum, özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski açıklamalarıyla karşılaştırıldığında, siyasi retorikteki değişimin ve çelişkilerin dikkat çekici bir örneğini sunar.
Eşitlik Zaten Mevcutken Yeni Bir "Kardeşlik" Vurgusu
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel prensiplerinden biri, tüm vatandaşlarının hiçbir ayrım gözetilmeksizin eşit olduğudur. Anayasa'nın 10. maddesi, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrımcılık yapılmaksızın kanun önünde eşit olduğunu açıkça belirtir. Bu yasal çerçeve, vatandaşların resmi kurumlarda, iş başvurularında, eğitimde veya herhangi bir sosyal alanda etnik kimlik veya mezhep gibi unsurlara göre farklı muamele görmesini engellemeyi hedefler.
Mektupta bahsedilen "kardeşlik türküleriyle süsleyeceğimiz" yeni beyaz sayfaların vaat edilmesi, yasal olarak zaten var olan bir eşitliği yeniden tesis etme çabası gibi algılanabilir. Siz de haklı olarak soruyorsunuz: "Bu mektuptan önce Türkiye'de yaşayan bizler Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Rum, Laz, Çerkez, Roman ve diğerleri eşit değil miydik? İşe başvururken etnik kimlik kartlarımız mı istendi? Camiye giderken mezhebimiz mi soruldu?" Bu sorular, sürecin gerekliliğini sorgulamaktadır. Eğer yasal ve anayasal olarak zaten eşitsek, bu süreç neyi değiştirmeyi amaçlamaktadır?
Geçmişin Sert Eleştirileri ve Bugünkü "Kardeşlik" Vurgusu
Mektuptaki "kardeşlik" vurgusu, bir zamanlar çözüm süreci olarak adlandırılan döneme ait söylemleri çağrıştırmaktadır. Ancak bu süreç, özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından çok sert bir şekilde eleştirilmişti. Sizin de belirttiğiniz gibi, Bahçeli, Bursa Kent Meydanı'nda yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan'ı "ihanet içinde olmakla" suçlamış, "vur de vuralım, öl de ölelim" sloganına karşılık "merak etmeyin onun da zamanı gelecek" diyerek çözüm sürecine karşı net bir duruş sergilemişti. Hatta Erdoğan'a "İmralı canisine hangi sözleri, PKK'ya hangi umutları verdiniz?" diye sormuş ve "Türk milleti kiminle küsmüş kiminle çatışmış da barış diyorsunuz?" diye sormuştu.
Bugün, aynı Bahçeli'nin AKP ile "Cumhur İttifakı" içinde yer alması ve AKP Genel Başkanı'nın "kardeşlik" çağrısıyla yeni bir süreç başlatması, geçmişteki bu sert eleştirilerle nasıl bağdaştığı sorusunu akıllara getirmektedir. Ne oldu da neler değişti? Terörist Karasu'nun, Bahçeli'nin "Örgütünü feshetsin, silahlı mücadeleden vazgeçsin, umut hakkı pratikleşsin" ve hatta "Gelsin, Mecliste konuşsun" dediğini iddia etmesi, Bahçeli'nin eski söylemlerindeki "ihanet" eleştirisiyle bugünkü durumu arasında bir tutarsızlık olduğu izlenimini yaratmaktadır.
"Kürt Sorunu Yok" Söyleminden Yeni Bir Süreç Başlatmaya
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da benzer bir retorik dönüşümü sergilemektedir. CHP ile HDP arasındaki "Kürt sorunu" tartışması üzerine yaptığı bir açıklamada, "Türkiye'de böyle bir sorun yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik" demiş ve Cumhur İttifakı'nın bu işin tek çözüm noktası olduğunu belirtmişti. Ancak bugün, AKP Genel Başkanı olarak imzaladığı mektupta, "Fitne duvarlarını yıkmak" ve "kardeşliğimize kurulan sinsi tuzakları bozmak" gibi ifadelerle, aslında toplumsal bir sorunun varlığını ve bu sorunu çözme gerekliliğini zımnen kabul etmektedir.
Eğer daha önce "Türkiye'de böyle bir sorun yok" denilmişse, şimdi başlatılan "Terörsüz Türkiye" sürecinin ve kurulan komisyonun amacı nedir? Var olmayan bir sorunun çözümü için mi bu adımlar atılmaktadır? Yoksa daha önceki söylemin aksine, aslında toplumsal bir ayrışmanın ve sorunun var olduğu kabul mü edilmektedir?
Cezaevindeki Terörist ve Toplumsal Temsil
Mektubun ve sürecin en tartışmalı noktalarından biri de, devleti muhatap olarak gören cezaevindeki bir teröristin konumudur. Bir terörist, hangi yetkiyle ve kimin adına "bir kesimin lideri" olarak muhatap alınabilmektedir? Elbette ki bu yetki, Türkiye'de yaşayan hiçbir kesimden veya vatandaşlardan gelmemiştir. Bir teröristin toplumsal bir temsil yetkisinin olması, demokratik bir sistemde kabul edilemez.
Seçim Vaatleri ve Halktan Alınmayan Yetki
Bu komisyon kurulurken, örneğin Bahçeli son seçimde Türk milletinden bu yetkiyi aldı mı? Veya AKP Genel Başkanı böyle bir vaatte bulundu mu? Siyasi liderlerin, seçim kampanyalarında bahsetmedikleri, halktan yetki almadıkları konularla ilgili bu kadar önemli adımlar atması, demokratik temsil ilkesini zedeleyebilir.
Sonuç olarak, AKP Genel Başkanı'nın 'Terörsüz Türkiye' süreci, geçmişteki sert söylemlerle bugünkü yumuşak "kardeşlik" vurgusu arasında bir çelişki yaratmaktadır. Bu dönüşüm, özellikle Bahçeli ve Erdoğan'ın eski açıklamalarıyla kıyaslandığında, siyasetin pragmatik doğasını ve söylemlerin nasıl değişebildiğini göstermektedir. Bu süreç, kamuoyunda "ne oldu da ne değişti?" sorusunu haklı olarak sordurmakta ve "Terörsüz Türkiye" hedefine ulaşmak için atılan adımların, geçmişteki söylemlerle nasıl bir uyum içinde olacağı konusunda şüpheler uyandırmaktadır
