1944 Türkçülük Davası, Milliyetçiliğin Sorgulandığı Bir Dönem
Cumhuriyet'in ilanından sonra Türkiye, Batı tipi bir modernleşme ve devletleşme süreci içine girmişti. Bu süreçte Türk kimliği, Cumhuriyet’in temeli yapılmak istenmişse de 1930’lardan itibaren devletin öncelikleri değişmeye başladı. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, milliyetçilikle devlete sadakat arasındaki çizgi netliğini yitirdi. Bu bulanıklık, 1944 yılında Türkçülük Davası ile trajik bir hâl aldı.
Dönemin Siyasal Atmosferi ve Dış Baskılar
Türkiye, savaş yıllarında tarafsızlık politikası gütmeye çalışırken, Nazi Almanyası ile Sovyetler arasında sıkışmış bir dış politika yürütüyordu.
Almanya'nın Pan-Germen politikası, Türkiye’deki Pan-Türkist aydınlarla ilişkili algılandı.
Sovyetler Birliği'nin savaş sonunda Türkiye'den toprak talepleri (Kars ve Ardahan) ve Boğazlar üzerindeki baskısı, Ankara’yı büyük bir baskı altına aldı.
Bu süreçte, Sovyet dostu bir imaj vermek isteyen CHP hükümeti, milliyetçi aydınları hedef alarak Sovyetlerle ilişkileri dengelemeye çalıştı.
3 Mayıs 1944: Bir Direniş Günü
Nihal Atsız’ın dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i ve Sabahattin Ali’yi komünistlikle suçlayan yazıları, "Orhun" dergisinde yayımlanıyordu.
Atsız'ın yazılarında komünizme karşı sert bir tutum vardı. Ancak bu yazılar vesile edilerek hakkında dava açıldı.
İsmet İnönü tarafından 3 Mayıs 1944 ırkçılık-Turancılık Davası ismi ile anılan 7 Eylül 1944'te başlayan ve 29 Mart 1945'e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı sürecin adıdır.
Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu 5 Ağustos 1942'de TBMM'de yaptığı konuşmada şunları söyler:
"Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız."
Bu açıklamaya rağmen devletin her tarafına "komünist" kadroların yerleştirilmekte olduğunu düşünen Nihal Atsız dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu'na Orhun dergisinde 1 Mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 Nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme alır, Başbakan'a şikayet ve uyarıda bulunur. Şikayet edilenlerin arasında Ahmed Cevad Emre, Sabahattin Ali, Sadrettin Celal Antel, Pertev Naili Boratav ve Hasan Âli Yücel de vardır.
Açık mektuptaki hakaretamiz ifadeler nedeniyle Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir. 26 Nisan 1944'te Ankara'da başlayan ilk mahkeme, dönemin gençleri tarafından hınca hınç doldurulur. Mahkeme, 3 Mayıs 1944'e ertelenir.
1944 Irkçılık Turancılık davası, dönemin hükümeti tarafından Ruslara şirin görünmek amacıyla Nazilerle yürüttükleri kendi faaliyetlerini gizleyip, yapılanların sorumluluğunu bir grup Türkçü aydının üzerine yıkmak ve Türkçülüğü lanetlemek için açılmış bir davadır.
Bu dava, aynı zamanda Türk olmayanların ve yabancı hayranı hümanistler ile komünistlerin, Türkçülere karşı nefret ve hırslarını ortaya döktükleri bir davadır! Bu dava, Türkçülüğü ve Türkçüleri Türk Devletinden tasfiye etme çabasıdır.
Dava oyununun sorumluları Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Ulus Başyazarı Falih Rıfkı Atay ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür.
Mayıs’taki duruşmaya izleyici alınmaz ve karar açıklanır. Nihal Atsız’a verilen 6 ay hapis cezası 4 aya indirilmiş, infazı ertelenmiştir. Adliye çevresinde toplanan binlerce üniversite öğrencisi, karara büyük tepki göstererek Ulus Meydanı’nda toplanır. Komünizm aleyhinde sloganlar atılır, Hükûmet istifaya çağrılır. Topluluk, emniyet güçlerinin sert müdahalesiyle dağıtılırken 165 genç tutuklanır. Hakkında erteleme kararı olmasına rağmen Nihal Atsız da gözaltına alınır. Ardından bir iki gün içerisinde onunla bir şekilde ilişkisi bulunan elliden fazla milliyetçi aydın, farklı şehirlerde yakalanıp İstanbul’a getirilir; nezarete alınıp sorgulanırlar.
3 Mayıs 1944 Türkçülük davasında sorgulama tarzı ve nezaret ortamı, yargılama ve soruşturma tarihimiz açısından bir faciadır, yüz karasıdır; henüz haklarında tutuklama kararı bile verilmemiş olan insanlara “tabutluk” adı verilen, bir kişinin zor sığdığı, sıcak, daracık........
