Duyarsız Siyasiler, Duyarsızlaştırılan Toplum
Bu ülkede artık yoksulluk istatistik değil, manzara.
İşsizlik veri değil, kader.
Hayat pahalılığı grafiklerde değil, mutfakta.
Ama en pahalı olan şey başka: insan hayatı.
Siyaset, uzun zamandır toplumun gerçeklerinden kopuk. Meclis kürsülerinde konuşulanlarla sokakta yaşananlar arasında uçurum var. O uçurumun dibinde ise milyonlar yaşıyor. Sırtında borç, cebinde umut kırıntısı, gözünde gelecek kaygısı.
Bugün bir emekli, ömrü boyunca ödediği primlerin karşılığında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bir çiftçi, ektiğini biçtiğini değil, borcunu hesaplıyor. Bir esnaf, dükkânını değil, kepengi ne zaman indireceğini düşünüyor. Gençler ise hayal kurmaktan vazgeçeli çok oldu; artık yalnızca “nasıl giderim?” sorusunu soruyorlar.
Ama bütün bu tabloya rağmen iktidar sahipleri başka bir dil konuşuyor.
“Sabredin” diyorlar.
“Geçecek” diyorlar.
“Dış güçler” diyorlar.
Sabır, bu ülkede en çok yoksullardan isteniyor.
Fedakârlık, hep aynı kesimden bekleniyor.
Geçmesi gereken krizler değil, insan ömürleri oluyor.
Toplum yoksullaştıkça sessizleşti. Sessizleştikçe normalleştirdi.
Bir zamanlar isyan sebebi olanlar, bugün “alıştık artık” cümlesiyle geçiştiriliyor.
İşte asıl tehlike burada: duyarsızlaştırılan toplum.
Yoksulluğun en büyük başarısı budur.
İnsanları yalnızca parasız değil, tepkisiz hâle getirmek.
Bir ülkede gençler geleceğe değil, yurtdışı biletlerine........
