Temizlik!
Bir toplumun ahlâkı, nehir yatağına benzer. Görünmez, fakat bütün hayat onun üzerinde akar.
Yatağı derin ve sağlamsa su temiz akar, taşar, etrafı yeşertir.
Yatağı sığlaşıp çatlayınca su bulanır, taşkınlaşır, hem kendini hem de etrafını bozar.
Ahlâk erozyonu, artık tek tek insanların kusuru olmaktan çıkmış; bütün bir toplumsal dokunun içine işlemiş, kurumların da, ilişkilerin de, dilin de rengini değiştirmiştir.
Bundan hemen herkes rahatsızlık duymaktadır, daha doğrusu rahatsızlık duyduğunu söylemektedir.
Herkes eksiklik hissetmektedir.
“Burada da bir şeyler eksik.”
Eksik olan şey, duvarlardaki yazılarda, yönetmeliklerde ya da bütçelerde aranır.
Oysa eksik olan, insanın insana bakışındaki o eski ölçü, o eski utanç, o eski “hak” duygusudur.
Kurumlar, onları dolduran insanların ahlâkından daha yüksekte duramaz. Bina sağlam olsa da, içindeki niyet çürükse, bina da zamanla eğilir.
Bu erozyonun sebepleri tek bir sebebe indirgenemez.
En derin sebep, belki de “utanma”nın geri çekilmesidir.
Utanma, ahlâkın kadim bekçisidir.
Bir insan, başkasının gözünde küçülmekten korktuğu sürece, en azından bazı sınırları zorlamaz.
Utanma duygusu zayıflayınca, sınırlar da esnekleşir.
Önce küçük yalanlar “zararsız” sayılır, sonra “küçük” görülen haksızlıklar geçiştirilir.
Zamanla bu küçükler büyür, çünkü onları büyüten bir ortam oluşmuştur.
O ortamda kıvraklık adeta “marifet” sayılır.
İnsan, kendi çıkarı için başkasının hakkını çiğnerken, bunu “hayatta kalma mücadelesi” kılıfıyla örter.
Örtüler, yolsuzlukları örtmenin aracı haline gelir.
Ahlâk, zayıfların lüksü gibi görünmeye başlar.
Bir başka sebep, ölçülerin yer değiştirmesidir.
Eskiden bir insanın değeri, sözünün eri olup olmadığıyla, emanete ihanet edip etmediğiyle, komşusuna zararı dokunup dokunmadığıyla ölçülürdü.
Şimdi ölçü, daha........
