menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz, jeopolitik düğüm ve küresel kırılma noktası

25 0
26.03.2026

Hürmüz Boğazı üzerine yapılacak sahih ve bütüncül bir değerlendirmede, güncel askerî gerilimlere ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalara odaklanmakla yetinilemez; bu coğrafyanın taşıdığı tarihsel süreklilik, kavramsal arka plan ve küresel sistem içindeki yapısal rol birlikte ele alınmalıdır. Bazı coğrafyalar vardır ki, birer fiziki mekân olmanın ötesinde güç ilişkilerinin, ekonomik bağımlılıkların ve zihinsel tasavvurların düğümlendiği odak noktalarıdır.

Hürmüz de bu bağlamda, adıyla anlamı, tarihiyle bugünü arasında derin bir gerilim barındıran istisnai bir örnektir. İsmin kökeni, Zerdüştlük geleneğinde iyiliğin, aklın ve kozmik düzenin temsilcisi olan Ahura Mazda’ya, yani Orta Farsça’daki adıyla “Hürmüz”e kadar uzanır. Bu anlam dünyası, düzen, denge ve hikmet fikrini çağrıştırırken; modern jeopolitik gerçeklikte aynı isim, düzensizliğin, kırılganlığın ve sert rekabetin sembolüne dönüşmüştür. Bu durum, uluslararası sistemin temel çelişkilerinden birini açığa çıkarır; normatif düzen iddiası ile fiilî güç mücadelesi arasındaki süreklilik arz eden gerilim.

İsrail-ABDve İran hattında giderek sertleşen savaş çerçevesinde Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanma ihtimali, klasik anlamda bir bölgesel kriz olarak okunamaz; bu, doğrudan doğruya küresel sistemin işleyişine yönelik bir kesinti, hatta bir “sistemik şok”tur.

Bu dar suyolu, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bir arter olmanın ötesinde, dünya ekonomisinin enerji-temelli dolaşım mekanizmasının kilit bileşenlerinden biridir. Burada yaşanacak bir kesinti, üretimin fiziksel olarak durmasından ziyade, üretimin dolaşıma girememesi anlamına gelir.

Modern kapitalist ekonomi, üretim kadar dolaşıma, hatta çoğu zaman ondan daha fazla dolaşımın sürekliliğine bağımlıdır. Bu nedenle Hürmüz’ün kapanması, arz daralması ile sınırlı değil, küresel ekonomik metabolizmanın tıkanması olarak görülmelidir.

Bu tıkanmanın ilk ve doğrudan etkisi, Körfez bölgesindeki hidrokarbon ihracatçısı ülkelerde ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerin ekonomik yapıları, büyük ölçüde petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalıdır; dolayısıyla üretim devam etse dahi sevkiyatın aksaması, gelir akışının kesilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum makroekonomik göstergelerle birlikte, kamu harcamalarını, sosyal transfer mekanizmalarını ve nihayetinde siyasal meşruiyet zeminini etkilemektedir.

Rantiyer devlet teorisinin işaret ettiği üzere, gelir akışındaki ani kesintiler, devlet-toplum ilişkisini doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Bu nedenle Hürmüz’deki bir kesinti, ekonomik olduğu kadar siyasal sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir.

Ancak Hürmüz’ün kapalı kalmasının etkileri, üretici ülkelerle de sınırlı değildir; aksine, asıl derin etkiler enerji ithalatçısı büyük ekonomilerde ortaya çıkacaktır. Özellikle Asya’nın sanayi merkezleri —Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore— enerji arzlarının önemli bir kısmını bu hat üzerinden temin etmektedir.

Bu ülkeler açısından mesele fiyat artışına ek olarak fiziksel arz güvenliğidir. Enerji........

© Haber7