menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çevremizdeki savaş, enerji krizi ve Türkiye’nin stratejik gücü

31 0
30.03.2026

Savaşla yatıp, savaşla kalkıyoruz. Barış konuşuyor, umutlanıyor ama sukutu hayal ile devam ediyoruz. Anlaşılan o ki barışa daha bir hayli vakit var. savaşla birlikte ortaya çıkan önemli başlıklar ise tüm dünya açısından endişe verici. Doğal olarak, en fazla merak edilen konu savaşın bizi hangi konularda nasıl ve ne kadar etkileyeceği…

Enerji başlığı öne çıkıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar geçtiğimiz günlerde ekrana çıktı, kamuoyunu aydınlattı, yüreklere su serpti ve ferahlattı. Türkiye’nin konu üzerine yıllardan beri çalıştığını, bu günleri öngörerek hazırlıklarını yaptığını belge ve bilgiye dayalı ortaya koydu…

Aslında Bakan Bayraktar’ın açıklamaları, AK Parti’nin bilgiye hakimiyetinin, bilgiyi kullanma becerisinin, siyaset üretme tarzının sahadaki yansıması olarak da ele alınmalıdır…

Malum, küresel enerji sistemi, son on yılda giderek daha belirgin hale gelen çok katmanlı kırılganlıkların etkisi altında yeniden şekillenmektedir. Bu kırılganlıkların temelinde arz-talep dengesizlikleri ile birlikte jeopolitik gerilimlerin enerji akışlarını doğrudan hedef alan bir karakter kazanması yatmaktadır. ABD–İsrail–İran savaşı ile Hürmüz Boğazı’nı fiilen devre dışı bırakan mevcut durum, bu dönüşümün en kritik eşiklerinden birini temsil etmektedir.

Savaşın ilk günlerinden beri o kadar konuşuldu ki, artık herkesin öğrendiği bir bilgi haline dönüştü, Hürmüz, küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin ve LNG arzının kayda değer bir bölümünün geçtiği, sistemik öneme sahip bir dar boğazdır. Bu hattın kesintiye uğraması, fiziksel arzı azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda küresel fiyatlama mekanizmasının temel referans noktalarını da bozucu etki doğuruyor.Enerji piyasalarının yapısal özellikleri dikkate alındığında, bu tür jeopolitik şokların etkisi lineer değil, çarpan etkisi oluşturmaktadır.

Spot ve vadeli piyasalarda risk priminin hızla yükselmesi, sigorta ve navlun maliyetlerindeki artış, alternatif güzergâhların sınırlı kapasitesiyle birleştiğinde, ortaya çıkan tablo klasik arz daralmasının çok ötesine geçmektedir. Bu bağlamda petrol fiyatlarında yaşanan sıçramalar mevcut arz kesintisinin ve geleceğe dönük belirsizliğin fiyatlanmasının bir sonucudur. Enerji fiyatlarındaki her artışın makroekonomik göstergeler üzerindeki kaldıraç etkisi düşünüldüğünde, bu tür krizlerin küresel enflasyon, büyüme ve finansal istikrar üzerinde eş zamanlı baskı oluşturacağı açıktır.

Orta vadede ise enerji ticaretinin coğrafi ve sözleşme mimarisinde belirgin bir yeniden yapılanma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Enerji arz güvenliği artık tek başına “kaynağa erişim” meselesi olmaktan çıkmış; “erişimin sürekliliği, çeşitliliği ve jeopolitik güvenliği” ekseninde tanımlanan çok boyutlu bir stratejik alana dönüşmüştür.

Bu çerçevede ülkeler, tedarik portföylerini genişletmekte, uzun vadeli kontratlara yönelmekte ve enerji diplomasisini dış politikanın merkezi bir bileşeni haline getirmektedir.

LNG ticaretinin........

© Haber7