menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oruç tutmak mı, oruçla tutulmak mı?

21 5
21.02.2026

İnsanın varlıklara ve olaylara hangi pencereden baktığı önemlidir; çünkü bakış açımız, dünyayı nasıl değerlendirdiğimizi, nasıl yorumladığımızı ve sonunda nasıl davrandığımızı belirler.

Ramazan ayı ve ibadeti, bizim toplumumuzda bambaşka bir yere ve öneme sahiptir. Adeta yeni bir mevsime geçiş, yeni bir diriliş, yeni bir nefes alış gibidir. Bu ay, dünyanın oyalayıcı gidişatına sorulan “Nereye?” sorusudur. Yine bu ay, alışageldiğimiz yaşam düzenine yöneltilen bir sorgudur: Nereye gidiyoruz? Aynı zamanda kötü alışkanlıkların ve yerleşmiş huyların terkine açılan yeni bir başlangıçtır. Artık zaman bildiğimiz sıradan zaman değildir; mekân da o eski mekân değildir Ramazan’da. Oruç, kutsal sevginin, kutsal heyecanın en derin şekilde yaşandığı iklimdir.

Ramazanın bireysel ve toplumsal boyutları vardır. Bireysel boyutta oruç; insanın, dilediği an ulaşma imkânına sahip olduğu nimetlerden belirli bir süre bilinçli olarak uzak durmasıdır. Bu, iradeyi güçlendirir; helale bile el uzatmaktan çekinen kimseye, harama el uzatmaması gerektiğini öğretir. Oruç aynı zamanda, gösterişe en kapalı ibadetlerden biridir. Kul ile Rabbi arasındaki samimiyeti derinleştirir. İnsana, alıştığı için fark edemediği nimetlerin kıymetini yeniden hatırlatır. Postmodernitenin yücelttiği  “ben merkezli” yaşamı törpüler. Kibri kırar, kul olma bilincini diri tutar. Açın hâlini, yalnızca edebiyatını yaptırarak değil, bizzat aç bırakarak (bunu yaşatarak) öğretir. Ayrıca aşırı beslenme alışkanlığını frenleyerek bedenin dinlenip arınmasına da imkân tanır. Yine helal olan şeylere bile el uzatmaktan kaçınması, sürekli olarak “birinin onu gördüğü” bilincini canlı tutar böylece, her an görüldüğü ve gözetildiği........

© Haber7