Ateş Çemberinde Akıl Arayışı
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan son çatışma dalgası, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan güvenlik dengesini yeniden tartışmaya açtı. Bölgedeki gelişmeler yalnızca askeri bir gerilim olarak değil, diplomasi, enerji güvenliği ve uluslararası hukuk açısından da çok katmanlı bir kriz olarak okunmalı.
İran’ın son dönemde yürüttüğü müzakereler, başından itibaren karşılıklı güvensizlik zemininde ilerledi. Tahran yönetimi diplomasi kanallarını açık tutarak hem uluslararası kamuoyunda “diyalogdan yana” bir görüntü vermeyi hem de iç kamuoyuna karşı siyasi meşruiyetini korumayı hedefledi. Ancak saldırıların gerçekleşmesi, İran tarafında müzakere sürecinin bir güven inşası mekanizmasına dönüşemediği yönündeki görüşleri güçlendirdi.
Saldırının zamanlaması ve kapsamı, İsrail’in güvenlik stratejisiyle uyumlu bir çerçeveye oturuyor. “Önleyici operasyon” söylemi, geçmişte ABD dış politikasında da görülen ön alma doktrinlerini hatırlatıyor. Bu yaklaşım, potansiyel tehditlerin gerçekleşmeden etkisiz hale getirilmesini savunsa da, uluslararası sistemde meşruiyet tartışmalarını beraberinde getiriyor. Özellikle Irak ve Afganistan örnekleri, önleyici müdahalelerin uzun vadeli istikrar üretmekte ne ölçüde başarılı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.
Çatışmanın bölgesel etkileri ise şimdiden hissedilmeye başlandı.........
