Yeni Sykes-picot 2.0 ve yeni paralel düğüme darbe
Cumhuriyet tarihinin belki de en katmanlı, birbirini besleyen ve birbirinden asla bağımsız okunamayacak çok boyutlu bir dönüşüm kavşağındayız.
Bu çok değerli ve önemli bir gelişme…
Gündem ilk bakışta birbirinden kopuk adliye haberleri, yüksek tansiyonlu siyasî duruşmalar ve sınır ötesi jeopolitik hamleler gibi görünse de satır araları dikkatle okunduğunda ortada tek bir iradenin, yeni bir devlet paradigmasının ayak izleri duyuluyor.
Dışarıda yüz yıllık haritaların yırtıldığı, içeride ise dokunulmaz sanılan gri alanların, sermaye cemaat -sözde- ağlarının ve siyasetin yargı üzerinden kurduğu tahkimatların tasfiye edildiği bir eşikteyiz.
Son günlerde adliye koridorlarından yansıyan gelişmeler, sıradan bir adlî vakalar zinciri değildir. Kendilerini ‘Süleymancılar’ olarak tarif eden ama aslında Süleyman Hilmi Tunahan’ın ideali ve ülküsüyle hiç mi hiç alakası olmayan bir yapının tepe ismi Alihan Kuriş hakkında yürütülen geniş çaplı tahkikat ve eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne dair verilen ‘feth-i kabir’ kararı, devletin uzun yıllardır inanç ve hayır perdesi ardında konsolide olan finans – istihbarat - siyaset üçgenine bir kez daha neşter vurduğunu gösteriyor.
Denizolgun’un ölümü üzerindeki şüphe perdesinin aralanması ve Kuriş ailesi merkezli güç yapısının mercek altına alınması, devlet aklının artık “paralel” yapılanma potansiyeli taşıyan, yurt dışı fonları veya dış istihbarat servisleriyle teması şüpheli hiçbir dinî - sosyal odağa tolerans tanımayacağının en somut ilanıdır. 15 Temmuz ihanet tecrübesinden geçen Türkiye, kendi egemenlik alanında ikinci bir denetimsiz sermaye ve biat yapısına müsaade etmeyeceğini, kabirleri açacak kadar köklü bir iradeyle ortaya koymaktadır.
Bu iç hesaplaşma sürerken, Ekrem İmamoğlu ekseninde mahkeme salonlarını birer siyasî miting alanına, gövde gösterisine dönüştüren tavır ise tablonun........
