menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lozan’da eksik kalan hesaplar

40 0
26.07.2026

Tarih, milletlerin sadece geçmişiyle ilgilenmez. Gelecekte atacakları adımların rotasını da çizen bir pusuladır.

Lozan Barış Anlaşması’nın üzerinden 103 yıl geçti (24 Temmuz 1923). Günahıyla sevabıyla meseleye bakarken yılların nakaratı “zafer mi, hezimet mi?” kadim tartışmasına girmeden olmaz; ben girmeyeceğim. Her dönemin bir sosyolojisi var. Tarihi okurken veya tartışırken bu hakikati göz ardı etmemek gerekir.

Temmuz ayı, Türk milletinin sözünü ettiğimiz bu pusulayı en yoğun kullandığı, kaderini tayin ettiği ayların başında gelir. 1923’te imzalanan anlaşma, şüphesiz bu kaderin hukukî zemini, Sevr paçavrasını yırtıp atan bağımsızlık iradesinin uluslararası -tartışmalı da olsa- tescilidir. Ancak aradan geçen bir asrın ardından bugün, Lozan’ı salt bir “tarihsel metin” olarak okumak yetersizdir. Onu, Ege’de, Akdeniz’de ve güncel dış politikamızda yankılanan eksikleri ve bu eksiklere karşı geliştirilen yeni devlet aklıyla birlikte değerlendirmek zorundayız.

Dünya tarihini yazan, ata bindiğinde kıtaları sarsan, attan indiğinde ise cihanşümul devletler kuran Türk milleti, bugün diplomasi masasında bırakılan boşlukları sahada doldurmanın mücadelesini veriyor.

Lozan’ı iki hastalıklı uca savrulmadan okumak, rasyonel devlet aklının gereğidir. Bu antlaşmayı kusursuz bir zafer mitine dönüştürmek ne kadar yanlışsa, bir hezimet olarak lanetlemek de o kadar haksızdır. Lozan, dönemin ağır şartlarında, yorgun düşmüş bir milletin masadan koparabildiği önemli bir belgedir. Kapitülasyonların kaldırılması, tam bağımsızlığın tesisi ve Anadolu coğrafyasının güvence altına alınması önemlidir.

Ancak zaferin gölgesinde kalan ağır faturalar da vardır: Musul’un kaybı, Kıbrıs’ın statüsü ve belki de bugün bizi en çok zorlayan mesele; Ege Adaları ve deniz yetki alanlarıdır.

Lozan,........

© Haber7