Çağdaş inanç sorunları: 7.Sekülerizm
Toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılmasına vurgu yapan anlayış ve ideolojiye sekülerizm denilir. Türkçeye laiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme şeklinde çevrilebilen kavram için Fransa’da laicite ve laicisme kelimeleri kullanılırken İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde daha çok sekülerizm kavramı tercih edilmektedir.
Sekülerleşme, modernleşme süreciyle birlikte gündelik hayatın dini içeriğinden arındırılması olarak tanımlanmaktadır.
“Dünyevileşme genel bir süreç olarak ele alındığı takdirde, tarihsel gelişme açısından evrim niteliği ağır basan dünyevileşmeye sekülerizm, buna mukabil devrim niteliği ve köktenci yönü daha belirgin olan dünyevileşmeye laiklik adı verilir. Bu açıdan bakıldığında, sekülerizm, modernleşme süreçleri içinde gerçekleşen bir tür kendiliğinden gelişmeye gönderme yapmaktadır. Laiklik ise toplumu sekülerleştirmeyi amaçlayan bir kamu otoritesinin, belli bir laik toplum telâkkisi veya tasarımını hayata geçirmek amacıyla, insanlara ve insan topluluklarına dayatmada bulunmasıdır.” (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s. 518).
Sosyoloji kurucu babalarının 19. yüzyıl boyunca Batı Avrupa’da ortaya çıkan toplumsal ve siyasal gelişmelere yönelik değerlendirmeleri, yani Avrupa’ya özgü tecrübelerin dinin söz konusu bu toplumlarda ne türden bir yönelim seyrettiğine dair görüşler ortaya koymalarını sağlamıştır. Uyguladıkları çeşitli yöntemlerle dinin varlığı konusunu modernleşme süreciyle birlikte ele alırken, dinin geleneksel toplumdaki yapısının değişmekte olduğu yönünde hâkim bir kanaat oluştuğu gibi, örneğin Karl Marx’ın (ö. 1883) yaklaşımında açıkça görüldüğü üzere, arzu edilen sınıf temelli toplumsal değişimin gerçekleşmesi amacıyla din’den mutlaka uzaklaşılması gerektiğine vurgu öne çıkmaktadır.
Bu noktada, dinden kasıt Hristiyanlık olurken, sekülerleşmeye konu olan gelişmeler de aslında Hristiyanlık dışına çıkma olarak adlandırılan de-Christianization olgusunun doğrudan bir sonucu olarak zuhur etmiştir. Kavramın bu şekilde gelişme göstermesinde, sadece 19. yüzyılda değil,20. yüzyıl ikinci yarısında da Avrupa ve ABD’de yapılan araştırmaların Hristiyanlık olgusu üzerinden gerçekleştirilmesinin rolü büyüktür.
Bu gelişmeler kavramın, Avrupa tarihsel ve geleneksel yapısında ortaya çıkan toplumsal değişimlerin bir ürünü olduğuna ve bu kıtada bilimsel araştırmalarla ortaya konulan dinin toplumsal varlığını, değişimini ve modernleşme ile olan ilişkisini anlama çabası ile ilişkisine işaret etmektedir. Ayrıca dinin tanımından ve toplumlar için öneminden ve yerinden başlayarak teori ve pratiğine varıncaya kadar Avrupa merkezli birbelirlenimciliğe konu olduğuna dikkat çekilebilir. Ve bu noktada, Avrupa’da din üzerine ortaya konulan gelişmenin tüm toplumlar için........
