İnsanlık, bir avuç savaş mafyasına teslim olmuş vaziyette…
“Barışta çok ter döken, savaşta az kan döker” diye hikmetli bir söz var.
Gelin görün ki istisnasız her devirde birileri ortaya çıkıp dünyanın barış umutlarını çalıyor ve dünyaya barışı bir türlü reva görmüyor.
Bu, eskiden böyleydi, şimdilerde de böyle. Herhalde yarın da öyle olacak.
Dünya bozkırları, barış adından huzursuzluk duyan ve barış ihtimalinden uykuları kaçan bir avuç ihtiraslı muhteris yüzünden öteden beri ne barışın tebessümünü gönlünce kuşanabiliyor ne de biteviye barış efsunlayan kır çiçeklerinin kokusunu doyasıya teneffüs edebiliyor.
Batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine bütün dünya halklarının bir avuçluk kan, gözyaşı ve kaos mafyasına teslim olması ne kadar acı!
Oysa muharebeler eskisi gibi insanlardan uzak meydanlarda yapılmıyor. Bugün savaşlar evlerimizin tam orta yerinde yani en yakınımızda üstelik gözlerimizin önünde gerçekleşiyor. Uzandığımız yerden filim seyreder gibi büyük bir soğukkanlılıkla izliyoruz komşu coğrafyalardaki yıkım ve vahşet sahnelerini.
Biz çaylarımızı yudumlarken oluyor her şey…
Bombalar evlerimizin içinde patlıyor, bebek, çocuk ve masum insanlar evlerimizde gözlerimizin içine baka baka ölüyorlar. Vurulan bebeklerin çığlıkları kulaklarımızı deliyor, akan çocukların kanları eşyalarımıza sıçrıyor. Olup bitmekte olan her şey bize ne uzak ne de yabancı. Bunca yakınlık ve çıplak bilinç bombardımanına rağmen yine de silkinip kendimize gelemiyoruz. Bütün bir insanlık ailesi olarak bunca çıplak gerçekliğe rağmen yine de dünyanın huzurunu çalmaya yeminli bir avuç vampir kılıklı mafya bozuntusuna teslim olmayı sürdürüyoruz.
Barış değirmenine su taşıyanları çoğaltmamız lazım.
Savaş baronları ortaya çıkınca herkes meydandan çekiliyor. Ülkeler kendi içine kapanmayı yeğliyor. Bütün devletler kendi başlarının çaresine bakmaya, yanacak ateşin kendi üstlerine sıçramamasına odaklanıyor.........
