Bayram Düşünceleri ve Bayram Muhasebeleri
Küçük yaşlarımda en kolay yazılan yazılar bayram yazılarıydı benim için… Zaten bayramlar güzellikleri ile geliyorlardı. Hayır duaları, güzel dilekler, huzur temennileri ile yazmaya ne vardı! Fakir fukaraya yardım edelim, çocukları ve yaşlıları sevindirelim, küsleri barıştıralım derken iyiliği, hayrı ve güzelliği kendi içinde gizli bu cümleler herkesin hüsnü kabulüne mazhar cümlelerdi. Olsa olsa hayatın cilvesi bireysel kayıplar, kazalar ve hüzünler olurdu; onları şefkatle, iyilikle, güzellikle sarıp sarmalamak ayrı bir güzel olurdu…
Ancak hayatın içinde tecrübe kazandıkça Bayram yazıları yazmak zorlaştı benim için. Mesela gençlik yıllarımda yaşlıları ziyaret etmenin sevap ve iyi olduğunu bildiğim halde artık gençliği yaşamaktan, yavaş yavaş zamanımı kaplamaya başlayan hayat meşgalelerinden sıla-i rahim gibi yaşlıları ziyaret de azalmaya başladı. Üstelik kapı gibi mazeretler de vardı. Yoksa iyi olduğunu biliyordum. Çocukları sevindirmek ise biraz daha uzun sürdü. Bir süre daha çocukları sevindirebildim. Belki hayatta ilk defa baba olmanın sevincinden olsa gerek başta kendi çocuklarım olmak üzere yakın çevremin çocukları için zaman ayırabildim. Zaman geçtikçe ise bu zaman ayırma yerini çocuklara hediyeler alma ve biraz da ilerisi ihtiyaçlarını uzaktan da olsa karşılamaya dönüştü. Ama bugün geldiğim noktada çocukları sevindirmenin bunların da ötesinde bir özveri gerektirdiğini; onlara kalbimizi açmanın, zamanımızı da paylaşarak onlarla konuşmanın, paylaşmanın, ortak düşünmenin, zihinsel gelişimleri için de birebir sohbet etmenin gerekli olduğunu öğrendim.
Küçüklüğümde huzur içinde dinlediğim imam efendilerin tatlı nasihatlarının uygulamasının ne kadar da zorluklar içerdiğini gördüm, idrak ettim. Küsleri barıştırmak meselesi de aynı kadere maruz kaldı; yani sözde çok güzel ve suhuletli bir nasihat olmakla birlikte hayata tatbik etmede bir o kadar zorlu ve çetin bir meseleydi küsleri barıştırmak. Hatta bazen kendi içimde bu konuda kendime sorduğum sorulara nasıl cevap verdiğime bakıyorum da barışma iradesinin önünde bir yığın bireysel engelin durduğunu görüyorum.
Barışamayan nasıl barıştıracak? Bu durumu bir aşama daha kötüleştirecek, zorlaştıracak olursak dili af, cömertlik, merhamet, sevindirme derken içi ve fiilleri kin kusan, acımasız tavırlar içinde olan, bırakalım cömertliği helal haram çizgisini bile kendi lehine değiştiren nasıl bağışlayacak ve hangi erdemiyle barıştırmayı sağlayacak, nasıl kerem ve cömertlik sahibi olacak, nasıl merhamet sahibi olacak? Elbette ki bu sorular zor sorular bireyin kendisi için ve toplumsal gruplar için. Halbuki bayramlar insanın kendi içinde yaşattığı sevinçlerin, iyiliklerin dışa yansıdığı ve toplumsallaştığı istisnai zaman kesitleridir. O yüzden, her şeye rağmen, küçük yaşlardan itibaren imam efendilerden dinlediğim güzelliklerin tahakkukunu, gerçekleşmesini bekliyorum. Zamanla hayatın tamamını etkileyen ve etkisi altına alması beklenen bayramların hayatın alışıldık meşgale ve sorunları tarafından paranteze alındığını gözlemlemek acı veriyor insana. Sanki bayram diğer yaşadığımız günlerin işlevsel bir zaman kesiti ve fırsat penceresi gibi görülüyor bazen. Bayramlara erişinceye kadar kabaran hırs ve ihtiraslarımız, öfkelerimiz, çıkar hesaplarımız, hepsi bir araya gelip bayramlarımızı şekillendiriyor, değiştirme gücü kazanıyor. Hayatımız içindeki o yılın tamamına rengini katacak bir ser-mâye (Temel maya) olması gereken bayramlar olağan hayatımızın bir önemsiz uzantısı haline geliveriyorlar. Ne kadar da hazin değil mi?
Bir de değiştirmeye gücünüzün yetmediği kötülüklerin, zulümlerin, yoksullukların bayramlarda daha da görünür olması bir vâkıadır. Mesela bir İslam Beldesi işgal ve zulüm altında ise bayramlarda bu daha da yakıcı bir hal alır. Zira bayramlarda sevinç gibi acı da daha görünür olur. O yüzdendir ki, kaybettiklerimizin acısını en fazla bayramlarda hissederiz. Ailesine kavuşanların sevincini de bayramlarda en zirve haliyle yaşarız. Zulüm, katliamlar ve işgalleri de en fazla bayramlarda hissederiz.
Bu yüzden bayramlarda yaşanan sevinçler kadar acıları da yönetecek hatırı sayılır insanlara ihtiyaç vardır. Bu hatırı sayılır insanlar aile içinde aile büyükleri, toplum içinde eşraf veya kanaat önderleri, devlet düzeyinde ise devlet başkanı ve memurları sayılabilir. Ancak, bu acıları yönetmek dediğimiz şey, öncelikle acılara sebebiyet veren nedenleri ortadan kaldırmaktır. Ortadan kaldırmaya güç yetmiyor ise bu nedenleri zayıflatacak tedbirleri alacak ve kendisine bağlı olanları ikna edecek bir tutum belirlemek doğru olacaktır. Yoksa günümüz İslam dünyasının bazı devletlerinde olduğu gibi ortak sembolik acılar derekesine indirilmiş Filistin Davası, Gazze katliamı, vb zulme maruz kalmış ülkeler ve toplumların birer politik retorik düzeyine indirilmesi arzu edilen amacı karşılamayacaktır.
Gücü yönetenlerin söz ile ve gücü yetmeyenlerin ise eylem ile böylesi zulme karşı müdahale etmeleri ne hazin sonuçlar doğurmaktadır!
Bayramın Anlamı, Ontolojik Bütünlüğü
Dinimizce kabul edilen........
