Ahuramazda ve Ehrimen’den Hürmüz’e
Hürmüz Boğazındaki ikili abluka yani İran ve Amerika ablukası devam ederken, sadece savaşın gidişâtına değil, savaşın cereyan ettiği bölgelere ve toplumlara da dikkatlerimiz çekilmeye başladı. Savaşlar ve ülkelerin topraklarının bir kısmının ya da tamamının el değiştirmesi elbette büyük olaylardır. Ancak, tarihi akışa daha büyük bir pencereden bakarsak savaşların, fetihlerin, büyük güç oluşumlarının, olağanüstü zenginlik dönemlerinin zemininde temyiz edilebilecek şekilde yerleşik toplumların genetik kodlarını, farklı kültürlerin iç içe girişlerini, adeta ölümsüzleşmiş efsane kahramanlarını, vs görebiliriz. Bugün istiyorum ki biraz nefes alalım. Coğrafyamızda devam eden savaşların arka planında, zemininde gizli kodları, milletlerin kültürlerini, beklenmedik zamanda gerçek hayata giren efsane kahramanları, zaman ötesi trajedileri ve tabi ki hikmetleri paylaşalım. Savaş İran coğrafyası merkezinde cereyan ettiği için kadim İran efsaneleri, hikayeleri ve ortak meselleri ana odağa yerleştireceğiz. Başka bir zaman da bu coğrafyaların Türkler, Araplar gibi başka milletleri merkeze aldığımız yazılar yazmak nasip olur inşallah.
Savaşa ve dünyayı daha fazla etkileyen Hürmüz Boğazındaki ikili ablukaya yoğunlaşmış iken dikkatli bir aydınımız “Ama boğazın adı bile Hürmüz Boğazı” deyiverdi. İran’da ve Körfezde hangi devlet olursa olsun, bu boğazın jeopolitik değerine paha biçilemez.
Körfezdeki diğer Arap Devletlerine nazaran İran daha köklü ve daha bağımsız bir güç olduğu için Hürmüz Boğazının jeopolitik pozisyonu onu daha çok ilgilendirmektedir, İran’la ilişkilidir. Hatta İran’la özdeşleşmiş bile diyebiliriz.
Hürmüz isimlendirmesi o kadar temel anlamlar ve işaretler içermektedir ki! Hürmüz kelimesi Ahura Mazda kelimesinin Türkler ve hatta İranlılar ve bölgeye gelmiş milletlerin isimlendirmesidir. Ahura Mazda Zerdüştlüğün en büyük ve yüce tanrısıdır ve iyilik ilkesidir.
“Ahura” efendi veya sahip demektir.
“Mazda” ise bilgi, hikmet ve akıl demektir. Bu şekilde Ahura Mazda “Bilginin ve aklın efendisi “ olarak bilinir. Ahura Mazda Türk kültürü başta olmak üzere bölgedeki diğer milletler ve İslam kaynakları tarafından “Hürmüz” olarak da isimlendirilmiştir. İyiliği temsil eden Ahura Mazda evrende karanlığın ve kötülüğün en üst temsilcisi olan Ehrimen ile sürekli savaş halindedir. Kadimden bu yana var olan inanca göre bu savaşın sonunda Ahura Mazda ve iyilik kesin galip gelecektir.
Bu anlatıdan pek tabii anlaşılabilir ki, kadim Pers imparatorluğunda hükümdarlar meşruiyetlerini Ahura Mazda’dan almaktadırlar. Bu durumda, Ahura Mazda sosyal yaşamda olduğu kadar siyasi yaşamda da derinliğine etkisi olan ve biçimlendiren bir tanrı inancıdır.
Ahura Mazda (Hürmüz) kültü nihayetinde zafer mitini içermektedir. Kanımca modern İran toplumlarına (Sadece Farslara değil) bıraktığı en büyük miras da budur: Mutlaka zafere şartlanmış bir toplum yaratmak. Bunun insanüstü bir dirence dönüşmesi artık o kadar olağandır ki!… Tarihsel olarak baktığımızda İran derin ve uzun vadileriyle adeta doğal bir geçiş noktasıdır, memerr-i akvamdır. Gelip geçenler tabi ki kısa sürede bu coğrafyayı terketmiş değildirler. Ayrıca ilk Arap fatihler, Cengizin orduları gibi gelenlerin bazıları son derece yıkıcıdırlar ve kalıcıdırlar. Her gelen fatih ordu bu bölgede kendine has ve yerel teamüller ile mezc olmuş bir nizam kurmuştur. Bu nizam salt siyasi bir nizam mıdır ? Yoksa başka sosyal, kültürel alanları da etkileyen bir nizam mıdır? Evet ama tersinden böyle bir nizamdır. Yani İran'ın fatihleri fetihten hemen sonra İran’ın devlet teamüllerine, kültürel kodlarına neredeyse teslim olmuşlar, ortaya bu yönde bir mezcolmuş sistem çıkmıştır. Ama bu süreçlerde yaşananlar yazıldığı kadar kolay süreçler değildir.
Müslüman Arap fatihler son derece şiddetli ve derinden bir fetih gerçekleştirmişlerdir. Sadece Sasani İmparatorluğu yıkılmakla kalmamış, kadimden o güne gelen eski Pers inançları ve mabetleri de ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca asimile olan değil asimile eden bir karaktere sahip olan Akad kültürünün de mirasçısı Müslüman Araplar İran edebiyatı ve sanatını da derinden etkilemişlerdir. Farsça ciddi anlamda Arapçadan etkilenmiştir. Mesela şiirde kaside Arap edebiyatının zirve ürünü ve rekabetçi türü olarak baskın konumda olmuştur. Derin ve kadim Pers kültürünün buna cevabı da o ölçüde derin, özgün ve güçlü olmuştur. Bir kere Firdevsi başta olmak üzere şiir ve nesirde devasa insanlar arkaik Pers malzemesini, dilini, kelimelerini tekrar canlandırmışlar, hatta bizzat Firdevsi'nin dediği gibi “Acem dili” dahil eski Acem tarihini ve Acem milletini yaratmışlardır.
Sadece bununla da kalmamışlar, Fatihlerin dininin temel kavramlarını farsçalaştırmışlardır.
Hatta Farsçalaştırılan bu namaz, abdest gibi temel dini kavramları Türkler gibi yeni Müslüman olan büyük bir millet bile aynıyla almıştır. Nasıl alınmasın ki, Pers zekası dini eserlerin tercümesini en temel paradigmaya oturmuş ve en temel ilkeye bağlamıştır: İbni Cerir Taberi’nin Kuran tefsirinin Farsçaya tercümesinin önsözünde Samanoğlu........
