Bir kör, bir topal
Bekir Hoca ile Kaz Dağı’nın eteğindeki bahçede oturuyoruz. Yukarı köylerdeki orman yangınları yeni söndürülmüş, rüzgar hala biraz yanık kokusu getiriyor.
“Ucuz atlattık Hocam” diyorum.
“Allah’a şükür” diye cevaplıyor.
Hoca, Kaz Dağı’nın tarihini anlatırken, sesi kapalı televizyonda Trump - Netanyahu görüşmesinin görüntüleri beliriyor.
İkimiz de Netanyahu’yu gördüğümüzde duyduğumuz mide bulantısını gizleyemiyoruz. Hoca’nın yüzündeki ifadeden bu herifin adını anarak ağzını kirletmek istemediğini anlayabiliyorum.
Hemen önümüzde en az iki yüz yaşında bir zeytin ağacı var. Hoca başını o yana çevirip susuyor. Sanki gözlerini ve ruhunu gördüğü pislikten arındırmak istermiş gibi bir hali var.
Bir süre sonra sessizliğini bozuyor.
“Timur’a Timur-i Leng derlerdi, Farsça Aksak Timur anlamında” diyor.
Ben, “nereden çıktı şimdi bu” diye düşünürken Hoca devam ediyor:
“Rivayete göre, Sistan’da paralı askerlik yaptığı zamanlarda bacağından okla yaralanmış, sol ayağı topal kalmış. Aksak Timur demelerinin sebebi bu.
Yıldırım Bayezid’in ise 1396’da Niğbolu’da sağ gözünden yara aldığı ve o gözünü kaybettiği söylenir.”
Can kulağı ile dinliyorum. Bekir Hoca, cümleler arasında uzun aralar vererek sakin sakin devam ediyor:
“Ankara Savaşı’nda Bayezid, Timur’a esir düşüyor.
Bu olay, tüm Osmanlı tarihi boyunca ilk ve son kez bir padişahın esir düşüşü.
Yıldırım........
