menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail'in teolojik nefreti ve batının iki yüzlülüğü

31 0
05.05.2026

Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımla çoğunluğu çocuk ve kadın 73 bine yakın masum Filistinliyi katleden İsrail, bölgedeki taciz ve saldırılarını Müslümanların dışında da sürdürüyor.

Enkaza çevirdiği Gazze’de 20 binden fazla çocuğu hayattan koparan soykırımcı İsrail, sözde “barış” sürecine rağmen ihlallerine ve saldırılarına aralıksız devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın kağıt üzerinde kalan “barış” süreciyle gıdadan barınmaya tüm insani yardımları engelleyen, işgalini genişleten İsrail; Batı Şeria’dan Kudüs’e ve Lübnan’a kadar Hristiyanlara yönelik tacizlerini de artırıyor.

İsrail’in radikal teolojik nefret ajandası, bölgede Yahudilik dışındaki tüm inançları düşman olarak görüyor.

Siyonizmin Baltalı Teolojisi

Nitekim Nisan ayı sonunda İsrail askerinin elindeki baltayla Lübnan’ın Debel köyünde özel bir bahçede bulunan İsa heykeline öfkeyle saldırıp parçalaması, diğer dinlere karşı duyulan teolojik nefretin en açık göstergesi oldu.

Bir inancın kutsal sembolüne balta sallayan bu karanlık zihniyet, katliamcı İsrail ordusunun disiplin değil, “nefret” üzerine kurulu olduğunu belgeledi.

Bu olayın hemen ardından soykırımcı İsrail’i esir alan dini fanatizm ve saldırganlık Kudüs’te sahneye çıktı. Sokakta yürüyen rahibenin gözü dönmüş 36 yaşındaki bir Yahudi radikal tarafından önce yere savrulup sonra darp edilmesi bir başka çarpıcı örnek oldu.

Bu arada Ramazan ayında Mescid-i Aksa’yı Müslümanlara kapatan soykırımcı İsrail, 29 Mart’ta “Palmiye Pazarı”nda, Kutsal Kabir Kilisesi’nde ayine giden Latin Patriği Kardinal Pizzaballa’yı polis barikatıyla durdurdu.

Hristiyanlar için çok önemli bir günde Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan kilisede yüzyıllardır kesintisiz süren ayin geleneği, İsrail’in keyfi yasaklarıyla engellendi.

İsrail aslında yıllardır sürdürdüğü bu tür saldırı ve mabet kuşatmalarıyla “Bu topraklarda benden başkasına ibadet, dua ve yaşam hakkı yok” mesajı veriyor.

Üstelik yaşanan bu saldırılar münferit değil, sistematik bir durumu yansıtıyor.

Teolojik Zulüm ve Demografik Soykırım

Mescid-i Aksa başta olmak üzere üç dinin en önemli mabetlerinin bulunduğu Kudüs, tarih boyunca dini çeşitliliğin nabzının attığı kadim bir şehir oldu.

Ancak İsrail, saldırgan işgal politikaları ile kendi dışındaki dinlerin mensuplarına uyguladığı saldırılar ve demografik tasfiye operasyonlarıyla bu kalbi durdurmaya çalışıyor.

1922 yılında Kudüs nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan Hristiyanlar, İsrail’in sistematik baskıları sonucu 2025 itibarıyla yüzde 1,5 seviyesine kadar geriletildi.

50 yıl önce 100 bin Hristiyan’ın yaşadığı Beytüllahim’de bugün sadece 30 bin kişi kaldı. Aynı şekilde Kudüs’teki Müslüman nüfus ise yüzde 70’lerden, İsrail’in hukuksuz işgal ve yerinden etme politikaları nedeniyle yüzde 35’lere kadar düştü.

Oysa Yahudiler, 1922 nüfus sayımında yüzde 10’lar civarındaki oranlarını saldırgan ve işgalci politikalarıyla bugünlerde yüzde 60’ın üzerine çıkarmış durumda.

Son yıllarda Dini Özgürlük Veri Merkezi (RFDC) ve Rossing Center gibi kuruluşların yayımladığı izleme raporları ve saha gözlemleri şu tabloyu ortaya koyuyor:

İsrail’deki teolojik saplantılı aşırı sağcı radikaller her yıl 150–180 arası Hristiyan karşıtı eylem gerçekleştiriyor.

Din adamları, Hristiyan hacılar ve yerel Hristiyanları hedef alan bu olayların yaklaşık yüzde 40’ı fiziksel saldırı veya doğrudan temas vakalarını içeriyor.

Saldırı biçimleri tükürmeden, sözlü tacize; itmeden darp etmeye; kutsal mekanlara ve mezarlıklara yönelik vandalizme kadar değişiklik gösteriyor.

Sadece geçen yıl Hristiyanlara yönelik 176 resmi saldırı ve taciz kaydedildi. Bunların 106’sı, Yahudi radikallerin din adamlarına ve hacılara yönelik “tükürme” eylemiydi.

İsrail yargısı ise “gelenek” haline gelen bu çirkin saldırıları, kamera kayıtları olmasına rağmen “delil yetersizliği” ya da “suç teşkil etmediği” gerekçeleriyle cezasız........

© Haber7