530 Yıl Önce Edirne’de Bir Tıp Üniversitesi… Maziden Atiye: Medresetü’l Etıbba (Tıp Medresesi)
Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde 1652 yılında Edirne’deki Medresetü’l Etıbba’dan şu övgü dolu sözlerle bahseder:
“Her biri Eflatun ve Aristoteles’ten söz eden olgun tabiplerdir.”
Evliya Çelebi
Edirne’de böyle bir tıp eğitim kurumunun temellerinin atılması ve 530 yıl ayakta kalması, bu şehrin büyüklüğünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Cemil Şahin
Tarihte her şehir bir üniversite kuramaz. Daha doğrusu, her şehir bir üniversiteyi taşıyacak medeniyet ağırlığına sahip değildir. Medresetü’l Etıbba gibi yüzyıllar boyunca ayakta kalmış bir tıp eğitim kurumunun Edirne’de kurulmuş olması bir tesadüf değil; bu şehrin tarihsel, kültürel ve idari öneminin doğal bir sonucudur.
Edirne, Osmanlı Devleti’ne uzun yıllar başkentlik yapmış; devlet aklının şekillendiği, ilmin, sanatın ve yönetimin aynı potada buluştuğu müstesna bir şehir olmuştur. Böyle bir şehirde yalnızca camiler ve saraylar değil; insan sağlığını merkeze alan, bilimi ve şifayı esas alan kurumların da ortaya çıkması kaçınılmazdır. Medresetü’l Etıbba, işte bu büyük şehir kimliğinin somut bir tezahürüdür.
Tunca Nehri kıyısında, yüzyıllar önce kurulan bu yapı; Edirne’yi mimarinin ötesinde sağlık, şifa ve bilimin merkezi hâline getirmiştir. Bu hikâye, sanıldığından çok daha derindir.
Edirne, yalnızca Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir tarih şehri değildir; insanı merkeze alan bir medeniyetin sağlık, şifa ve bilim anlayışını günümüze taşıyan eşsiz bir kültür mirasına da ev sahipliği yapmaktadır. Tunca Nehri kıyısında yükselen Sultan II. Bayezid Külliyesi, bu anlayışın en somut ve en güçlü temsilcilerinden biridir.
Sultan II. Bayezid tarafından 1484–1488 yılları arasında Mimar Hayrettin’e yaptırılan külliye; darüşşifa, cami, tabhane (misafirhane), imaret, hamam, köprü ve eğitim yapılarıyla Osmanlı’nın bütüncül sağlık ve sosyal hizmet modelini yansıtan nadide eserlerdendir. Bu külliyede,
darüşşifa ile yan yana inşa edilen Medresetü’l Etıbba, yaklaşık 530 yıllık bir tıp eğitimi geleneğini temsil etmektedir.
Bu kapsamda, külliye bünyesinde yer alan Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Sayın Enver Şengül ile bir araya gelerek Medresetü’l Etıbba’yı konuştuk; biz sorduk, kendisi yanıtladı.
530 Yıl Önce Edirne’de Bir Tıp Üniversitesi
Sultan II. Bayezid, Kili ve Akkerman kaleleri seferi hazırlıkları kapsamında Edirne’ye geldiğinde, şehrin ileri gelenleri huzuruna çıkarak bir hastane ihtiyacını dile getirir. Sultan II. Bayezid, babasının doğduğu, tahta çıktığı ve İstanbul’un fethine dair planlarını hazırladığı bu kadim şehre yalnızca bir hastane değil; sağlık, eğitim, sosyal ve dinî birimlerden oluşan kapsamlı bir külliye yapılmasını emreder.
Dönemin teknik ve ekonomik şartlarına rağmen yaklaşık dört yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan külliye; darüşşifa ile birlikte onun hemen yanında Medresetü’l Etıbba’yı, merkezinde büyük bir camiyi, caminin sağ ve solunda tabhaneleri; ayrıca kiler, fodlahane (fırın), imaret, hamam ve köprü gibi çok sayıda birimi bünyesinde barındırır.
On sekiz öğrenci kapasiteli Medresetü’l Etıbba’da eğitim, usta–çırak ilişkisi esasına dayanıyordu. Öğrenciler, teorik bilgilerini darüşşifadaki hekimlerin yanında uygulamalı olarak pekiştiriyor; icazet alana kadar eğitimlerini sürdürüyorlardı. Bu yönüyle yapı, günümüz eğitim ve araştırma hastanelerinin erken bir örneği olarak kabul edilmektedir.
“Altmışlık Medrese” ve Eğitime Verilen Değer
Medresetü’l Etıbba, Osmanlı eğitim sisteminde en üst seviye medreselerden biri olan........
