İbn Arabî’nin yönelme ve yönetmeye dair öğütleri
Büyük sûfîler yalnız kalbin hâllerinden, vecdin inceliklerinden, aşkın sırlarından söz etmezler; aynı zamanda insanın neye yöneleceğini, kendini nasıl yöneteceğini, iradesini nasıl terbiye edeceğini, çevresini nasıl tanzim edeceğini de öğretirler.
Bu yüzden onların metinleri sadece bir tasavvufî derinlik değil, aynı zamanda bir hayat disiplini taşır. İbn Arabî’nin Tedbîrât-ı İlâhiyye’sinde -Kur’anî delilleriyle birlikte- verdiği öğütler de böyledir (Tercüme ve şerh: Ahmed Avni Konuk, Haz.: Mustafa Tahralı). Örneğin Beşinci Bab’ın ikinci Siyaset’indeki öğüdü ilk bakışta ferdî ahlâka dair gibi görünür; fakat dikkatle okunduğunda, insanın hem iç hem de dış dünyasını kuşatan bir “yönelme ve yönetme” ahlâkını teklif ettiği anlaşılır.
İbn Arabî’nin ilk dikkati, eşyanın ve işlerin yerli yerine konulması üzerinedir. Her şeyi vaktinde ortaya çıkarmak, usulün dışına taşmamak, âdeti ve düzeni bozmamak gerektiğini söyler. Bu, ilk anda sıradan bir düzen tavsiyesi gibi gelebilir. Oysa burada çok daha derin bir hakikat vardır: Hayat, ancak hikmetli ölçülerle ayakta durur. İnsanın davranışlarında tutarlılık, işlerinde intizam, kararlarında ölçü bulunmadığında hem kendisi dağılır hem de yönettikleri dağılır. İbn Arabî’nin “âdeti aşmama” vurgusu, aslında iradenin heves tarafından esir alınmamasıdır. Çünkü keyfilik, çoğu zaman özgürlük gibi görünür; gerçekte ise o nefsin gizli istibdadıdır.
Burada çok ince bir nokta var: O, alışılmış düzenin, insanlarda beklentiyi ve ümidi diri tuttuğunu söyler. Vaktinde gelen........
