menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Araplar bizi arkadan vurdu mu?

32 0
05.05.2026

Uzun zamandır “Araplar Birinci Dünya Savaşında bizi arkadan vurdu” iddia ve algısına ilaveten yakın zamanda bazı çok bilmişlerin “Osmanlı Devleti, Türkleri Araplaştırdı” ifadeleriyle, cehaletin en koyu tezahürüne şahit olduk. Bu; tamamen ırkçı ve şamanist bir söylemle, aslında İslam’a ve onun mukaddeslerine doğrudan karşı çıkmaya cesareti olmayanların, dolaylı iftira ve düşmanlıklarından başka bir şey değildir!

Birinci Dünya Savaşı’nı özellikle Filistin Cephesini bilmeyenlerin hezeyanı olan “Arapların bizi arkadan vurma” iddiasını ele alalım. Bu iddianın odak noktasında elbette Şerif Hüseyin ve oğulları bulunmaktadır. Öyleyse evvela bu adamı tanıyalım:

Hüseyin bin Ali, 1853 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Seyyid olduğu için kendisine vezirlik verilen ve Mekke’de yaşayan Şerif Hüseyin 1893’te Sultan Abdülhamid Han tarafından İstanbul’a çağırıldı. 15 sene Şurayı Devlet (Danıştay) üyesi olarak burada göz önünde bulundurulan Emir Hüseyin, II. Meşrutiyet’ten sonra 1908’de Mekke Şerifi olarak tayin edildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından itibaren İngilizlerle temasta olan Şerif Hüseyin, Arabistan Kralı ve Halife yapılacağı vaadiyle kandırıldı. Temmuz 1915’ten Ocak 1916’ya kadar Şerif Hüseyin ile, Kahire İngiliz Komiseri Sir Henry MacMahon arasında karşılıklı yazılan 8 mektup bu pazarlıkları açıkça ortaya koyuyordu. Faysal, Abdullah, Zeyd ve Ali ismindeki oğulları da Şerif Hüseyin ile aynı ihanetin içinde bulundukları hâlde mümkün olduğu kadar bu emellerini gizlemeye çalışıyorlardı.

Ocak 1916’da, Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal kırk kadar atlı ile Mekke’den Şam’a geldi. Daha önce kararlaştırılan bin 500 gönüllü için hazırlanan silah ve malzemelerin sevki için Ordu karargâhında bir müddet kaldı. Şubat’ta 4. Orduyu teftiş için Şam’a gelen Enver Paşa, Cemal Paşa ve Emir Faysal birlikte Medine’ye gittiler. Bu ziyarette Şerif Hüseyin her iki Paşaya, samimi dostluk hislerinin bir nişanesi olarak kıymetli taşlarla süslü birer kılıç hediye etti. Develere binmiş Arap askerleri şehrin dışındaki sahrada harp oyunları gösterisi yaptılar.

Enver Paşa İstanbul’a dönünce Şerif Hüseyin’den şifreli bir telgraf aldı. Paşa’yı çok şaşırtan telgraf şöyleydi:

“Eğer benim burada rahat durmamı istiyorsanız, Tebük’ten Mekke’ye kadar uzanan Hicaz Bölgesinde muhtariyetimi kabul ediniz. Emirliği büyük evladıma geçmek şartıyla hayatta kaldığım sürece bana veriniz. Ayrıca şu anda sorgulamakta olduğunuz bazı hatalı Arap ileri gelenlerinin suçlarını affederek Suriye ve Irak’ı da içine alacak şekilde genel af ilan ediniz.”

Mayıs ayında Şerif Hüseyin’in bin 500 gönüllüsü için gönderilen silahlar Medine’ye ulaşmıştı. 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa durumdan iyice şüphelendiği için bu silahların Mekke’ye sevkini engelleyip, mücahitlerin Medine’ye gelmesini, bütün harp teçhizatlarının burada verileceğini söyledi.

Emir Faysal artık Cemal Paşa’yı idare edemeyeceğini anlayınca, kardeşini Kudüs’e getirmek bahanesi ile izin alarak Şam’dan ayrıldı. Medine’de bir müddet kalan Emir Faysal ile kardeşi Ali, babalarının emrine uyarak gönüllülerle beraber Mekke’ye döneceklerini bildirdiler. Ancak Emir Ali kuvvetlerini Medine etrafına yerleştirdi ve her fırsatta Osmanlı birliklerine zarar vermek üzere saldırıya hazır hâlde beklemeye başladı.

Şerif Hüseyin, İngilizlerle işbirliği yaparak, 5 Haziran 1916’da Arap İsyanı’nı başlattı. Arap İsyanı’nın babası Lord Kitchener, Yardımcısı Storrs’un Şerif Hüseyin’le antlaşmayı imzaladığı 6 Haziran’da, Rusya’ya giderken batan savaş gemisinde boğularak öldü. Şerif Hüseyin Mekke’de, oğulları Faysal ve Ali Medine’de, Abdullah Taif’te, Zeyd ise Cidde’de Arap İsyanı’nı yönettiler.........

© Haber Vakti