Konuşma ve Dinleme Adâbı
Konuşma ve Dinleme Adâbı
Eskiler, “Söz gümüşse sükût altındır,” derlerdi. Bu sözü; olur olmaz yerde konuşmama, söz verilmeden söze girmeme ve dinlemenin konuşmaktan daha evlâ olduğu yönündeki nasihatlerle desteklerlerdi. “Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır,” diyen de vardı. Hatta “Konuşursan bildiğini tekrar eder, dinlersen bilmediğini öğrenirsin,” sözü de bu hakikati özetler niteliktedir.
Şu her kafadan bir sesin çıktığı ortamlarda konuşulanlara “kakofoni” mi diyorlar? Ne kadar ayıp. Ayıp olmasına ayıp da bu çok konuşma işine acil bir çözüm bulmamız gerekiyor.
Herkes konuşmak istiyor ama dinleyen yok.
Pazara malını çıkarıp da alıcı bulamazsan ya malı geri çeker ya yok pahasına satar ya da kalitede artırıma gidersin.
Ancak sosyal ortamlarda durum farklı; hangi ortama girerseniz girin, herkes bir şeyler anlatma derdinde.
Beş dakikalık oturma ortamında bir saatlik konuşmaya başlayanı mı ararsınız; ortada herhangi bir konu yokken kendiliğinden konu uydurup, o an kafasında taslak halinde belirlediğini ortamdakilere aktarma ihtiyacı hissedeni mi? Ne ararsanız var.
Hatta konuşan kişi daha sözünü bitirmeden, sanki kendi söyleyeceği söz tarihin en özgün sözüymüş gibi karşısındakini manipüle ederek sözünü kesmeye çalışanlar bile var; el kol hareketleriyle veya araya........
