Zamanın Ruhu ve Hicret, Bir Medeniyetin Yeniden Doğuşu!
“Köklerini besleyemeyen bir ağaç gölgesini de yitirir..” (M.Sarı)
Yarın akşam yeni bir Hicrî yıla gireceğiz inşallah.
Birçoğumuzun farkına bile varmadan geçip gidecek belki. Televizyonlarda özel programlar yapılmayacak, geri sayımlar olmayacak. Hatta nice Müslüman, yeni bir hicrî yılın başladığını günler sonra öğrenecek.
Hicri Yılbaşı, takvimdeki bir sayıdan fazlası. O, medeniyetimizin bize bıraktığı bir miras, zamanın beton yığınları arasında unuttuğumuz o incecik ama inatçı bir filiz.
Hicret denince aklımıza Mekke'den Medine'ye yapılan yolculuk gelir. Doğrudur ama hicret sadece bir şehirden başka bir şehre gitmek değildir. O, zulmün daralan çemberinden adaletin geniş ufkuna, korkunun prangalarından emniyetin huzurlu iklimine, benliğin çorak yalnızlığından kardeşliğin bereketli iklimine yapılan bir zihniyet devrimidir.
İslam medeniyeti de işte bu yürüyüşün üzerine kurulmuştur.
Bugün kullandığımız Hicri Takvim, Peygamber Efendimizin doğumunu veya vefatını değil, bizzat bu kutlu irade beyanını, yani hicreti başlangıç kabul etmiştir.
Bence burada çok büyük bir mesaj var.
Çünkü hicretle birlikte Müslümanlar sadece yeni bir şehre gitmediler, insanlığın vicdanına hitap eden yepyeni bir söz söylediler. Devlet oldular, kardeşlik hukuku oluşturdular, dünyaya adalet merkezli bir nizam teklif ettiler.
Bu yüzden Hicrî Takvim bir zaman hesabından çok daha fazlasıdır.
Asırlar boyunca İslam coğrafyasının ortak dili oldu. Endülüs’ün ilim meclislerinden Buhara’nın irfan halkalarına, Nil’in bereketli kıyılarından Tuna’nın serin sularına kadar milyonlarca Müslüman aynı aylarda buluştu, aynı bayramları yaşadı, aynı heyecanları paylaştı.
Burada kısa bir hatırlatma yapmak gerekirse, Hicri takvim Hazreti Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan, ayın hareketlerine göre........
