Unutmadık, eğilmedik! Ufukta yeni Türkiye var!
Bazı programlar vardır, biter ama tesiri bitmez. Bazı buluşmalar vardır, salon boşalır ama sözü insanın içinde yankılanmaya devam eder. Hafta sonu İstanbul’da, Şişli’nin kalbinde, TAŞYAPI Etkinlik Alanı’nda gerçekleştirdiğimiz Uluslararası Vuslat Platformu 72. İstanbul Buluşmaları, işte tam da böyle bir programdı. Bu buluşma sadece bir toplantı değil, bir hafıza yoklaması, bir istikamet tazelemesiydi. Bir yönüyle köklü bir muhasebe, bir yönüyle de kutlu bir menzil tayiniydi.
Sabah 09.30’da kahvaltıyla başlayan programın ilk anlarından itibaren şunu hissettik: Burada kuru bir protokol dili yoktu. Sadece kalabalık da yoktu, orada dert vardı, hafıza vardı, sızı vardı, şükür vardı, iddia vardı. Böylesi anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yapan TAŞYAPI Yönetim Kurulu Başkanı, kıymetli hemşerim Sayın Emrullah Turanlı Bey’e gönülden teşekkür ediyorum. Kapı açmak bir imkân, gönül açmak ise bambaşka bir irfandır. O gün hem mekânın zarafeti hem de ev sahipliğinin samimiyeti programa ayrı bir derinlik kattı. Çevre illerden gelerek bu davaya omuz veren tüm misafirlerimize de ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Zira biliyoruz ki bazı davalar sadece kürsüde konuşanlarla değil, salonda o vakarı ve heyecanı koruyanlarla büyür.
Programın açılış konuşmasını yapan Vuslat Platformu Başkanı, değerli büyüğümüz, ağabeyimiz Yüksek Mimar Hamza Cebeci, kürsüye çıktığında sözü süsleyerek değil, doğrudan yüreğinden konuşarak hitap etti. Bazı insanlar sadece kelimeleri kullanmaz, yaşadığı ömrü oraya döker. Hamza abinin konuşması tam da böyleydi. O sözlerde sadece cümleler yoktu; hatıra, çile, sitem ve asil bir vakar vardı. Konuşmasının başında kurduğu o cümle, salona adeta bir mühür gibi indi:
"Bizim üzerimizden çok silindir geçti, çok tank geçti… ama biz yine de eğilmedik ve teslim olmadık."
Bu bir slogan değil, bir neslin haysiyet özetidir. İnancı sebebiyle ötekileştirilen, başörtüsü yüzünden horlanan, evladına koyacağı isimden dolayı dahi sorgulanan bir kuşağın çığlığıdır. Hamza abi orada sadece geçmişi anlatmadı; doğrudan milletin hafızasına dokundu ve şunu gösterdi: Bu millet, kendi evinde kendine yabancılaştırılmak istendi.
Yıllarca bu ülkede mesele hangi kimliğin makbul, hangi inancın meşru sayılacağına kimin karar vereceğiydi. Yüksek öğrenimini Almanya’da yaparken Hamza abinin yaşadığı hatıralar, bu zihniyetin en somut örneğiydi. Çocuğuna istediği ismi koymakta zorlanan,........
