Müdürün elindeki boya fırçası: Bir emanet hikâyesi!
Okul dediğin sadece taştan, duvardan ibaret bir bina değil; o çatının asıl harcı, sorumluluk bilinciyle hareket eden ve işinin hakkını veren insanların emeğiyle yoğrulmuş. Bir çocuk 'adam olsun' diye kendi konforundan vazgeçen, görev tanımının ötesine geçip liyakatle çalışan o isimler olmasa,ne o duvarların bir sıcaklığı kalır ne de o çatının bir bereketi.
Değerli Kardeşlerim,
Bir şehri sadece yollarla, köprülerle ya da binalarla inşa edemezsiniz. Bir şehri inşa etmek, önce o şehrin ruhuna, yani evlatlarımızın yetiştiği o kutlu yuvalara dokunmakla başlar. Ümraniye Belediye Başkanımız değerli İsmet Yıldırım’ın tensipleri ve görevlendirmesiyle, yedi aydır ilçemizin eğitim sahasındayım. Bu görev, benim için sadece bir idari sorumluluk değil; Ümraniye’nin yarınlarına dair bir şahitlik yolculuğudur.
Eğitim-öğretim yılının yarı döneminde Ümraniye’mizdeki tüm devlet okullarını ve manevi duraklarımız olan camilerimizi tek tek ziyaret etmiş, eksikleri yerinde görmüş ve talepleri dinlemiştim. Şimdi ise ikinci dönem itibarıyla, kaldığımız yerden daha güçlü bir heyecanla okullarımızı ve müdürlerimizi yeni baştan ziyarete başladım. Bu geziler, masabaşı raporların ötesinde bir "sahada olma" gayretidir. Okul koridorlarını adımlıyor, okul müdürlerimizle baş başa verip eğitimin nabzını bizzat yerinde tutuyorum.
Her okul kapısından içeri girdiğimde aynı çarpıcı gerçekle yüzleşiyorum: Bu memleketin eğitim yükünü, mesai mefhumu gözetmeksizin omuzlayan liyakatli kadrolar var. Evet, bu insanlar devletten maaş alan kamu görevlileridir; ancak sahada duyduğum hikâyeler, hiçbir maaşın ya da unvanın karşılık gelemeyeceği bir "emanet hassasiyeti" içeriyor.
Kağıt üzerinde onlara "okul müdürü" diyoruz. Fakat benim duyduklarım bir unvandan çok........
