menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Halktan doğan hareket elitleşirse ne olur?

10 0
24.02.2026

Sayın Recep Tayyip Erdoğan,

Siyaset, yalnızca yönetme sanatı değildir; hafızayı taşıma sorumluluğudur. Bir lideri büyük yapan sadece kazandığı seçimler değil, kurduğu gönül bağının sürekliliğidir. Sizin siyasi yürüyüşünüz, tam da bu bağ üzerinden yükseldi.

28 Şubat sürecinde halkın küçümsendiği, inancı ve kimliği üzerinden yok sayıldığı yıllar hafızamızda hâlâ taze. Üniversite kapılarında, kamu kurumlarında, ekranlarda kurulan üstenci dil; “makbul vatandaş” tanımı üzerinden geniş kitleleri sistem dışına itti. O dönem iktidarda olan koalisyon hükümetinin bu tablo karşısındaki sessizliği ise halkın kırgınlığını daha da derinleştirdi.

Halktan öyle bir uzaklaşılmıştı ki; darbeler sonrasında bazı çevrelerde dile getirilen “Darbe güzel bir şey olsaydı devlet getirirdi” anlayışını yansıtan ifadeler, jakoben zihniyetin ulaştığı noktayı gösteriyordu. Devlet adına konuşan, halkı edilgen gören, iradeyi küçümseyen tipler halkın karşısındaydı.

Ve halk bütün bunlardan sıyrılarak 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi’ni seçti.

Bu tercih yalnızca ekonomik kriz tepkisi değildi. Bu, onurunu geri alma iradesiydi. Sizin liderliğinizde yükselen söylem; “halka rağmen değil, halkla beraber” vurgusuyla geniş kesimlerde karşılık buldu.

Ardından gelen her kırılma anında halk sizi sahiplendi: • 2007 Cumhurbaşkanlığı krizi ve e-muhtıra sürecinde, • 2008 kapatma davasında, • 2010 referandumunda, • 2013’teki Gezi Parkı olayları sırasında, • 2014’te doğrudan halk oyuyla seçilmenizde, • Ve 2016’daki 15 Temmuz Darbe Girişimi gecesinde…

Bu destek, sıradan bir parti bağlılığı değildi. Bu, lider ile halk arasında kurulan tarihsel bir sözleşmeydi.

Tam da bu nedenle bugün konuşulması gereken mesele muhalefetin eleştirileri değil; içeride oluşan yeni bir siyasal dildir.

Siz her fırsatta “halka inin” diyorsunuz. Meydanları, sokakları, çarşıyı, pazarı işaret ediyorsunuz.

Fakat televizyon ekranlarında, Meclis kürsüsünde, sosyal medyada kendisini “AK Parti’yi savunuyorum” diye konumlandıran bazı isimler; tam tersine bir dil üretiyor.

Eleştiriye tahammülsüz, soruya sert, itiraza aşağılayıcı…

“Biz biliriz” tonuyla konuşan, halkı anlamamakla suçlayan, farklı düşüneni yaftalayan bir üslup.

Kendini il başkanı, milletvekili ya da bürokrat konumunda gören bazı isimlerin Meclis konuşmalarındaki sertlik; ekranlardaki üstten bakış; eleştiriye karşı küçümseyici tavırlar…

Bu dil, en çok sizi zedeliyor.

Çünkü halkın zihninde şu soru beliriyor: “Biz 28 Şubat’ta küçümsenmeye itiraz etmemiş miydik?”

Dün jakobenliği eleştiren bir hareketin içinde bugün benzer bir üstenci tonun filizlenmesi, tarihsel hafızayla çelişir. “Beyaz Türk” eleştirisinin yerini bu kez farklı etiketlerle üretilmiş yeni bir elitizm alırsa; bu, sadece bir üslup meselesi değil, bir ruh meselesi olur.

Önce Sayın Erdoğan’a gölge düşürür. Sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin davasına zarar verir. En sonunda halkın umutlarını aşındırır.

Çünkü halk kusursuzluk beklemez; samimiyet bekler. Azarlayan değil, dinleyen görmek ister. “Biz biliriz” diyen değil, “Birlikte çözeriz” diyen görmek ister.

Bugün asıl risk dış saldırılar değil; içeride filizlenen elitizmdir. Halktan doğan bir hareket, halkla arasına mesafe koymaya başladığında organizasyon olarak ayakta kalabilir; fakat ruhen zayıflar.

Sizi güçlü kılan şey yalnızca seçim zaferleri değildi. Sizi güçlü kılan şey, halkın kendini sizinle eşit hissetmesiydi.

Eğer bazı çevreler sizin “halka inin” çağrınızı duymuyor; eleştiriyi ihanet sayıyor; kibri savunma refleksi zannediyorsa, bu durum yalnızca bir iletişim problemi değil, bir temsil problemidir.

Ve temsil zedelenirse; sandık kazanılsa bile gönül kaybedilir.

Halktan doğan bir hareket için en büyük imtihan, iktidarda kalmak değil; halk kalabilmektir.


© Haber Vakti