menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemâlizm ilerlemenin ve değişmenin önündeki engel mi?

23 0
10.11.2025

Ben size manevî mîrâs olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mîrâsım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saâdet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, aslâ değişmeyecek hükümler getirdiğini iddiâ etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.”

Mustafa Kemal Atatürk


Ayasofya’nın yeniden ibâdete açılması konuşuluyor, eski bir siyâsî şöyle diyor: “Ayasofya’yı Atatürk kapatmıştı. Onun kapattığı bir şey bir daha açılamaz.” Televizyondaki bir açık oturumda; “Diyânet teşkîlâtının bünyesinde değişiklik yapılmalı mı?” diye soruluyor. Orta yaşlı bir hanım; “Bence yapılmamalı, çünkü o Atatürk’ün eseridir.” yorumunu yapıyor. Tek parti döneminde, özellikle de Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan icraatlara ilişkin bir yenilik ve değişim teklîf edildiğinde, en azından zamanın şartları gereği bir güncelleme faâliyetine ihtiyâç olduğu söylendiğinde hep aynı gerekçe öne sürülüyor.

Doksanlı yılların başında bir parti genel başkanına; parti amblemindeki altı okun artık hayatın gerçekleriyle bağdaşmadığı, on yıldan beri ülkede uygulanan serbest piyasa ekonomisinin devletçilik ilkesini geçersiz kıldığı, bu yüzden de parti amblemindeki altı okun anlamını yitirdiği, değişmesi gerektiği söylendiğinde verdiği cevap şu olmuştu: “Biliyorum ama hissiyâtım buna mânî oluyor.”

Ülkemizin Kemâlistleri, Mustafa Kemal’in doksan sene önce yaptıklarına, bütün zamanlara şâmil değişmez bir sosyal realite nazarıyla bakmakta, değişmesini değil, tartışılmasını, hattâ böyle bir konunun gündeme getirilmesini bile hoş görmemektedirler. O yılların devrim ve icraatları, anayasanın değiştirilmesi dahi teklîf edilemeyen maddeleri gibidir onlara göre. Netîcede, Mustafa Kemal’in eline değen her şey anlamsız bir kutsiyet izâfe edilerek yanına bile yaklaşılması zor bir kırmızıçizgiye dönüştüğünde, zamanla değişen şartlara göre tavır alıp icraat yapabilmek de zorlaşıyor. Bugüne kadar milletin heyecanları, memleketin en hayatî mes’eleleri hep bu engele çarparak çürümeye terk edildi.

Berlin’deki utanç duvarı yıkılalı yıllar oldu. Bizim târihimizde ise milleti ikiye bölen taştan, tuğladan yapılmış duvarlar olmadı hiçbir zaman. Fakat taş duvarların yapamadığını, zihinlerimizin etrafına ördüğümüz izm duvarlarıyla yaptık biz. Ve yine kendi ellerimizle ördüğümüz o duvarlar, beton duvarlara taş çıkartırcasına idrâkimizi betonlaştırıp bizi hayatın mantığına yenik düşürdü.

Bu ülkede yenileşmeye, akıl ve iz’an istikametindeki değişmeye karşı çıkanlar her zaman çağdaşlığıyla övünenler oldu. Bir şahsın yaptıklarının hiçbir şekilde değişmeyeceğini, asırlar geçse bile zamana yenik düşmeyeceğini iddia etmek, modern ve rasyonalist olduğunu söylerken dogmatizmin kucağına düşmektir. Daha baştan bir güncelleme faâliyetine kapıları kapatmaktır. Gerçekte bizim kendilerini Kemâlist ilân eden aydınlarımızın(!) çoğu rasyonalist değil, dogmatiktir. Nazarları da geleceğe değil, dâima geçmişe dönüktür. Zihinleri târihin bir dönemine sıkıştığından zamana uyum kabiliyetlerini yitirerek fikren tereddîye düşmüşlerdir.

Onlar icraatların gerçekleştiği devrin konjonktürünü dikkate almazlar. Zamanla ortaya çıkan yeni........

© Haber Vakti