menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakan! Hamse... (2)

14 0
22.08.2026

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız... (...) ''Bu gerçekten çok dikkat çekici ve üzerine düşünülmesi gereken, haklı bir gözlem.'' diyerek sözlerine başladı, devletin kadim hafızasının belleklerinden olan Enver Bey ve devamla; ''Sizlerinde canlı olarak izlediğiniz gibi o an, bizim dışımızda oluşan, muhataplarımızın dışa yansıyan içsel bir krizi olarak başladı! Beyefendi devreye girdiği anda üst düzey bürokrasinin reaksiyonsuz kalıyor görüntüsü vermeleri onların teyakkuz halinde olmadıklarını göstermediği gibi; bu durum, siyaset ve kamu yönetimi bilimi açısından birçok farklı dinamiklerle açıklanabilir. Hatırlatırım ki biz, burçlarında dokuz tuğlu, üç hilalli İslam Sancağı'nın dalgalandığı devasa hisarı tarumar edilmiş bir bakiyenin üzerinde; üçyüz yıldır sistemini ve kadrolarını kaybetmiş (son yüzyılını güçlü lider figürleriyle) sistemize eden ve kadrolarını çok zor şartlarda oluşturma iklimini yakalayarak tarih sahnesine bir kez daha çıkmış bir mirasın temsilcisi olarak; liderin/imamın/halifenin/sultanın merkez-kaç olduğu bir geleneği temsil ediyoruz! Özellikle biz de; devletin, diplomasinin ve protokolün mutlak ağırlık merkezi; liderin ta kendisidir. Kameraların önünde, uluslararası bir toplantının tam ortasında bakanlar ve bürokratlar (olası bir krizi sezseler bile) inisiyatif alıp akışı bölmekten veya sürece müdahale etmekten (bu ağırlığı koruma içgüdüsü) ve devlet terbiyesi/disiplini gereği haklı olarak (müdahaleye her an hazır konumda) kaçınırlar. Liderin bir kararı veya plan değişikliğini onayladığı varsayımıyla, "bekle ve gör" refleksine bürünmüş olmaları çok olası ve makûldur. Bu da köklü Hiyerarşik Disiplin ve Lidere Odaklanma prensibimizden gelir. Ancak bu prensip, bazı zamanlarda bir açmazı beraberinde taşır. Güçlü liderlik modeli; getirdiği başarıların yanı sıra (zaman zaman) bürokratik kadroların inisiyatif alma refleksini minimize edebilir ve masada birden fazla üst düzey yetkilinin bulunduğu anlarda psikolojik olarak "sorumluluğun dağılması" durumunu yaşatabilir. Misal, Dışişleri Bakanı sürecin genel protokolüyle, Ulaştırma Bakanı kendi teknik dosyasıyla, diğer yetkililer ise farklı detaylarla ilgilenirken; herkes o anki pürüzü "protokol müdürünün", "mevkidaşının" veya "diğer bakanın" çözeceğini varsayabilir. Bu da paradoksal bir şekilde herkesin gözü önünde olan bir eksikliğin kimse tarafından anında üstlenilmemesine yol açar ki biz buna Sorumluluk Dağılımıyla Seyirci Etkisi deriz. Ve hatırlatmak isterim ki imza törenleri çoğu zaman son saniyeye kadar müzakere edilen süreçlerdir. Irak'lı bakan o an imza atmaktan imtina ettiğinde veya dosyayı kasten es geçtiğinde, bakanlarımız bunun anlık bir "kriz" mi, yoksa karşı tarafın kendi içindeki bir "protokol sırası değişikliği" mi olduğunu o saniyede kestirememiş ve öngörememiş olabilirler. Ki dikkat ettiyseniz Irak Başbakanı da, Beyefendi sürece müdahale edene kadar durumun farkında değildi ve bu anlık durum değişikliği Bilgi Asimetrisinden kaynaklı anlık yanılgı oluşturdu.'' Enver Bey kısa bir es verdikten sonra sözlerine devam ederek: ''Pirim! Bürokraside ve kabinede, Beyefendinin detaylara ne kadar hakim olduğuna dair genel kabulû siz de bilirsiniz. Devlet-i Âli'nin kozasında, sizlerin bağrında yetişmiş ve bu millet tarafından insanlığa vakfedilmiş olan liderimizin her süreci bizzat takip ettiği, hatta bazen metinlerdeki kelimelere kadar müdahale ettiği bilinen bir yönetim tarzıdır. Alt kadrolar (lidere ve hâssa ekibine tam güvendiğinden) farkında olmadan bir rehavetede kapılabilir. "Nasıl olsa beyefendi her şeye hakim, bir sorun varsa o müdahale eder" şeklindeki zımni (sessiz) kabul, bakanların proaktif olmak yerine reaktif kalmalarına neden olmuşta olabilir. Bu, Mikro Yönetim Tarzı imza töreninde bir kez daha kendisini göstermiş ve tüm bu olasılıklara hakimiyet yönünden Beyefendi, bürokratik silsilede hemen karşısında oturan muhatabına ''Hakan! Hamse...'' uyarısını yaparak bakan beye ''süreç sende'' talimatını vermiş ve zaten teyakkuzda olan muhatabıda meseleye anında dahil olmuştur. Sonuç olarak; o anki ''eylemsizlik görüntüsü'' sadece basit bir "dikkatsizlik" değil, sistemin işleyişine, hiyerarşinin psikolojisine ve masadaki sorumluluk alanlarına dair çok şey anlatan bir tablodur. O tablo bir çok açıdan değerlendirilsede ortaya çıkan gerçek şudur ki; Devlet-i Âli uyumaz!''

Enver Bey’in "Devlet-i Âli uyumaz!" ifadesi, odanın sessizliğinde yankılanırken; dış çeperden süzülüp gelen o deruni "Hû" zikri ve şadırvanın su sesi, adeta bu hakikati tasdik edercesine bir anlığına şiddetlendi. Dervişân ''Ya Hayy! Ya Kayyum!'' zikrine başlamışlardı. Gürbüz Baba, yüzündeki o sükûneti bozmadan, gözlerini Fatih'in tablosundan ayırıp Enver Bey'in gözlerinin tam içine dikti. Elindeki (Muallak Kaya'dan -1517'de- yontularak yapılmış) taş........

© Haber Vakti