menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

7 kıtada kurulan darağaçlarında kimleri sallandıracaklar?

10 0
05.02.2026

Son Fıtrat, Ahmedi Mahmud'u Muhammed Mustafa aleyhisselam, son ahid Kur'an'la tarihin en büyük kırılması olarak sahneye çıktığında müslümanlar; Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın Medine’de kurduğu ‘’devlet’’ yönetim sistemini, dört halifeyle ve sonrasında adım adım sistemize ederek kurumsallaştırdılar.
Fethedilen topraklarda kadim bir geçmişe sahip olan Roma ve Sasani gibi imparatorluklarla kaçınılmaz olarak; din-kültür, siyaset, ekonomi ve sosyolojik zeminlerde etkileşimlere girdiler.
Zerdüştlerle, Paganlarla, Hıristiyanlarla, Yahudilerle zaten ticari bağları olan Müslümanlar, devlet olma ve yönetme biçiminde bu etkileşimle farklı tecrübeler edindiler.
Kader-i İlahi, 4 halife dönemi, Emeviler, Abbasiler, Eyyubiler, Fatımiler, Memlükler derken Türk'ü, Abbasiler’den itibaren Son Peygamberin dini ve devleti ile tanıştırdı. Öyle ki töre ve il sahibi Türkler, İslam hilafeti ve halifelerinin koruyucu kalkanı olmakla yetinmiyor, Murad-ı İlahi, hem İslam’ın sancağını ve hem de devletini, vakti geldiğinde Türklere emanet ediyordu.
Selçuklu ve sonrasında Devlet-i Âli Osman’la vakit 1453’e geldiğinde Efendimizin müjdesi tecelli ediyor ve Anadolu; Acem, Rum, Arap, Keldani, Süryani, Yahudi, Ezidi vs her türlü etnik, kültürel ve dini ekolleri tanıya tanıya, tecrübe ederek çadır devletinden Doğu Roma’nın krallığına yürüyordu.

Ve Fatih, soy atalarının tarih sahnesine çıktığı M.Ö 209'dan tam 782 yıl sonra 1453'te Türk'ün (bugün) 2235 yıllık (olan) devlet geleneğiyle, M.Ö 753 yılında kurulmuş Doğu Roma'nın (1453'te yıkıldığı gün) 2206 yıllık tecrübesini ve Muhammed Mustafa'nın kurduğu ve sistemize ettiği 842 yıllık İslam Devleti tecrübesini cem ederek ‘’Kayser-i Rum, Sultanü'l-Berreyn ve Hakanü'l-Bahreyn’’ (Roma'nın kayseri, iki karanın ve iki denizin Hükümdarı) oluyordu.
Ve Fatih (bana göre) tarihe; kadim Türk, Roma ve İslam dünyasının tüm devlet olma tecrübelerini bir araya getiren ilk ''küresel lider'' olarak geçerken, devleti de küreselleştiriyordu.
Lokalizasyon kapanıyor, globalizasyon dönemi başlıyordu.
(...)
İslam, mutlak manada cihanşümuldür.
Evrensel ve küreseldir.
Bu tanımlama yetmez! İslam sadece dünyaya da sığmaz, uhrevidir.
İslam adına yola çıkanlar hep cihanşumül bir iddia ve varoluşun sorumluluğuyla hareket etmişler ve bu kutlu yürüyüşte küresel bir güç olmak ilk kez Fatih'le vücud bulmuştu.
Efendimizin Medine’de sistemize edip kendi elleriyle kurduğu ‘’devlet’’ Fatih’le birlikte; adaleti ikame etme, kurumsallaşma, caydırıcılık, etki alanı oluşturma, kısaca Rahmani bir hareket ne olma hesabı ve iddiasındaysa o noktanın ‘’hatası ve sevabıyla’’ zirvesine taşınmıştı.
İslam'ın erdemi-irfanı-ahlakı,
Roma'nın iradesi-sistemi ve
Türk'ün cesareti-azmi
tarihte ilk kez bir araya getirilerek, çağ açılıp çağ kapatılıyorken Fatih'in şahsında ilk kez ‘’küreselleşiyorduk’’
Devleti buna göre yeniden ''upgrade'' edip güncelleyen akıl; çadırdan çıkmış, beylik gömleğini yırtmış, lokal sınırlarından taşmış global bir güç olmuştu.
Artık ekonomiyi, edebiyat ve sanatı, sınırları, sosyolojik dokuyu, inanç şekillerini, bilgiyi nasıl isterse öyle şekillendirebilirdi.
Öyle de yaptık!
Küresel deccaliyetin tüm hayat damarlarına ot tıkadık, sömürge yollarına ket vurduk.
Mimariden askeriyeye, tarımdan teknolojiye, ekonomiden sosyolojik gelişime kadar bir çok başlığı adım adım yeniden........

© Haber Vakti