Dinle ey İsrail!
Evet, 27 gün sonra İsrail’de bir seçim var. Bir hafta sonra da ABD’de! 38 yıl sonra İsrail’de ilk kez zamanında bir seçim yapılacak ve belki de tek başına ve koalisyonlarla işgal altındaki toprakları 53 yıldır yönetmekte olan bir parti iktidarını kaybedecek. BM Genel Kurulunda İsrail’in yalnızlığı aslında Siyonistler için büyük bir şok etkisi yaptı.
Mel Gibson (@MelGibsonxvyv) X’teki paylaşımında bu konuda şöyle dedi: “Raporlara göre, küresel anketler İsrail'in dünyada en nefret edilen ülke hâline geldiğini gösteriyor, yüzde 98,75 ile.” Netanyahu bunu başardı! Bakalım bu durum seçimlerde sandığa nasıl yansıyacak. İsrail, kurulduğu günden bu yana en yalnız olduğu dönemde. İnsanlar aslında soykırım iddialarına inanmadıkları gibi Siyonizm de artık politik bir ideoloji değil, bir terör hareketi olarak görülüyor.
İktidardaki Likud Partisi’nin genel başkanı Netanyahu, farklı dönemlerde toplamda yaklaşık 18 yıl (3 yıl ilk dönem, 12 yıl ikinci dönem ve Aralık 2022'den bugüne yaklaşık 3 yıl 9 ay) başbakanlık yaptı. Netanyahu, İsrail tarihinin en uzun süre görevde kalan başbakanıdır.
Aralık 2022'de kurulan mevcut koalisyon, 120 sandalyeli Knesset’te 64 sandalye ile çoğunluğa sahiptir. Koalisyonda; Likud 32 sandalye (Netanyahu’nun genel başkanlığındaki muhafazakâr parti), Şas 11 sandalye (Ultra-Ortodoks/Haredi Yahudi partisi), Dini Siyonizm 7 sandalye (Aşırı sağcı / Smotrich liderliğindeki ittifak grubu), Birleşik Tevrat Yahudiliği 7 sandalye (Ultra-Ortodoks Aşkenaz Yahudi partisi), Yahudi Gücü 6 sandalye (Aşırı sağcı / Itamar Ben-Gvir liderliğindeki parti), Noam 1 sandalye (Aşırı sağ) ile yer almaktadır.
Bu başlıkla ilk yazımı Milenyum dolayısıyla 2000 yılında yayımlamışım. Sonra 8 Aralık 2017’de, 10 Aralık "Dünya İnsan Hakları Günü" vesilesiyle yazmışım... 9 Aralık 1917’de Filistin topraklarının İngilizler tarafından işgal edilmesinden girmişim konuya. Kudüs düşünce sıra İstanbul’a gelmişti. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi'ni imzalayacaktık ve İstanbul resmen işgal edilecekti!
İstanbul ile Kudüs arasında kopmaz bir bağ vardır. İstanbul’dan yüzünüzü kıbleye döndüğünüzde aynı zamanda Mescid-i Aksa’ya dönmüş olursunuz! İstanbul bu tevafuk sebebiyle bir diğer "Kıbleteyn noktası"dır. Bu yazım o eski yazılarımın bir özetidir aslında.
Bu arada önce Kur’an’dan bir mesaj (Filistin’i aklınızda tutarak okuyun şimdi):
(Nisâ 75): “Size ne oluyor da ‘Ey Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost / veli ve bize katından bir yardımcı gönder’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşmıyorsunuz?”
Evet, siz Allah’ın dinine (c.c.) yardım etmezseniz Allah (c.c.) da size yardım etmez. Aksine işlerinizi sarp dağlara sardırır ve üstünüze pislik yağdırır. Unutmayalım ki Allah’ın (c.c.) kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Siz "Allah’ın ipi"ni bırakırsanız Allah (c.c.) da sizin ipinizi bırakır, o zaman gününüzü görürsünüz! Ey Musa (selam sana ve kardeşin Harun’a), kavmini, senin Allah’a şikâyet ettiğin gibi sana şikâyet ediyorum. Onlar Kur’an’a iman etmediler. Bari “İman ettik” dediklerine uysalardı; ama “Kan dökmeyeceksin” dendiği hâlde kan döküyorlar. Onlar Zebur’u getiren Hz. Davud’u ve mabedi inşa eden Hz.........
