menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ZAMAN, EŞYA VE İNSAN: TERSİNE DÖNEN DÜNYA

21 1
06.01.2026

Bir zamanlar Bağdat’ta bir adam buz satarmış. Sıcak bir yaz günü buzları satılmayınca, erimeye başlamış. Adam çarşının ortasında feryat figan etmiş: “Sermayesi eriyen, bu adama yardım edin! Allah aşkına ne olur!”

Cüneyd-i Bağdadi bu sözü duyunca gözyaşlarını tutamamış. Sormuşlar: “Niye ağlıyorsunuz, o buz satıcısı için mi?”

Cüneyd-i Bağdadi şöyle demiş: “Benim asıl sermayem olan ömrüm, günbegün eriyor. Ama ben onun gibi acı acı feryat edemiyorum, ona ağlıyorum...” demiş.

Gerçekten de insanın ve dahi canlının en değerli sermayesi zamandır, günbegün eriyen ömrüdür. Tıpkı buz satıcısının sermayesinin erimesi gibi zaman da elimizden kayıp gidiyor.

Hiç aklımdan çıkmaz, bir film sahnesinde, ağlayan bir kadına “Niye boşa ağlıyorsun ağlayacaksan bak zaman gelip geçiyor ona ağla” demişti diğer oyuncu…

Benim eskilerden çok sevdiğim iki şair vardır. Biri Niyazi Mısri, diğeri Yunus Emre…

Niyazi Mısri’nin şu mısralarını ne kadar tekrar etsem usanmam:

“Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere; Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber.

Bir ticaret yapamadım, nakd-i ömür oldu hebâ; Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber”

Aynı şekilde Yunus Emre’nin: “Sular hep aktı geçti / Kurudu vakti geçti / Nice han nice sultan, tahtı bıraktı geçti / Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.” Sözleri de her defasında beni benden almakta…

Madem zaman bu kadar kıymetli bir hazine; ele geçmez, parayla alınmaz, geri döndürülemez tek sermayemiz o halde her anımızın kıymetini bilmek lazım gelirken........

© Günışığı Gazetesi