VERDİĞİNİZ BU İFTAR BAŞINIZDA PARALANSIN!
Mübarek ramazan ayını idrak ediyoruz.
Bu mübarek ayda herkes için rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığını biliyoruz.
Başı rahmet, ortası mağfiret sonu da cehennem azabından kurtuluş olan bir ay çünkü Ramazan.
Bu ayın gelmesini fırsat bilen farklı kesimler var toplumda.
Bir kesim bu ayı bir fırsat olarak değerlendirip elinde avucunda ne varsa sessiz sedasız fakir fukara, garip gurabayla paylaşırken kimsenin duymaması için de elinden geleni yapar.
Sağ elin verdiğini sol el duymamalı hadisini bilirler çünkü.
Bir kesim de var ki; bunlar da ellerinden geldiğince reklamlarını yapar, sağa duyurur, sola duyurur; bunları yaparlarken de yardımda bulundukları kişi ya da kişilerin onur ve haysiyetlerini hiç düşünmezler.
Bunu daha çok siyasetçiler yaparlar.
Sayın Cumhurbaşkanı her Ramazan ayı geldiğinde teşkilatlarına gerekli talimatları vererek; ramazanda çalınmadık kapı, sofrasında oturmadık kimse bırakmayacaksınız der.
Teşkilat mensupları da bu talimatı emir telakki eder ve gereğini yaparlar.
Dün AK Parti ilimiz Milletvekillerinden Sayın Ejder Açıkkapı’nın bir görseline denk gelmiştim.
Eşi hanımefendiyle bir ev ziyareti vardı, sanırım iftar sonrası çay faslında çekilmişti.
Sayın Açıkkapı’nın edep, adap ve nezaket yönünden olağanüstü bir kişiliğe sahip olduğu konusunda sanırım okuyanlar olarak hemfikiriz.
Açıkkapı’nın, Cumhurbaşkanı talimatı olmamış olsaydı da bu tür ziyaretleri gerçekleştirebileceğini düşünenlerdenim.
AK Parti Genel Merkezi tarafından yerel teşkilatlara sayılar bile verilerek Ramazan ayı müddetince bu kadar sayıda insana dokunacaksınız şeklinde bir talimat verilmiş.
Verilen o sayıya ulaşmanın mümkünatı var mı diye sorduğum teşkilattan bir arkadaş; “AK Partinin kuruluşundan bu yana partide görev yapmış ve yapan herkes yapacak” deyince mümkün olabilir demiştim.
Önceki gün AK Parti Kadın Kollarından birkaç yönetici önceden belirlenen bir eve ziyaret gerçekleştiriyorlar.
Bazı ikramlar kötekten beterdir atasözünü doğrulayan hikaye şöyle…
8 yaşındaki kızıyla hayat mücadelesi veren genç bir hanım, AK Parti ile yakın ilişkisi olan bir komşu kadına durumunu izah ederek; taşınırken koltuk takımlarını satmak zorunda kaldım, ramazan da geliyor aklında bulunsun; yardım eden falan olursa…
Eski komşu hanım da AK Partinin yardımları olduğunu söyleyerek ismini partiye vereceğini söylüyor.
Üç gün sonra AK Partiden bir kadın ekibi eve bir ziyaret gerçekleştiriyor.
Yardım için gittikleri evin durumunu görünce 1 yerine 3 tane gıda yardımı kartı bırakıp vedalaşıyorlar.
Bunlardan 3 gün sonra bu hanım kardeşimiz, yine AK Parti’den aranıyor.
Uygun görürseniz iftar yemeği için gelmek istiyoruz deyince ev sahibi de memnuniyetle kabul edeceğini ifade ediyor.
Arayan hanımlar yemek falan yapmayın yemekleri biz ikram edeceğiz deseler de ev sahibi hanım içine sinmediği için dışarıdan lahmacun siparişi veriyor bir de çorba hazırlıyor.
Misafirler ellerinde makarna ve bir de pişmiş tavuk kanatla geliyorlar.
Buraya kadar her şey normal…
Hadsizlik bu andan sonra başlıyor…
Kadınlardan biri getirdiği pişmiş tavuk gibi suratını buruşturarak; evde erkek yok mu diyerek kadının kocasını kastediyor. Kadın yok dese de inanmıyorlar oda oda geziyorlar. Daha doğrusu içlerinden biri geziyor.
İğrençlik bununla da kalmıyor, mutfağa geçiyor aynı kadın, mutfakta kap kacak, çatal bıçak yok, olan mutfak araç gereçleri de sayılı.
Sanki büyük bir günahmış gibi ev sahibi hanıma hakaret üzerine hakaretlerde bulunuyor: sen nasıl bir kadınsın, bir evde hiç mi eşya olmaz. Mutfakta hiç mi mutfak eşyası olmaz diyerek kadını paralıyor adeta.
Ev sahibi kadın durumunu anlatmaya çalışıp, bu evde kızımla ikimiz yaşıyoruz fazla bir araç gerece de ihtiyacımız yok dese de AK Partili kadını ikna edemiyor.
Öyle ki narkotik polisleri gibi kanepeleri kaldırıp bazaların içine kadar bakıyorlar. İnanılır gibi değil.
Buna rağmen hanımefendi(!) ikna olmuyor ve ne diyor biliyor musunuz, iftar için gittikleri evin hanımına: sen kasıtlı her şeyini saklamışsın ki; teşkilatı kendine çekesin.
Kadın içi sızlayarak titreyen sesiyle teşkilatlarını tanımadıklarını bir komşusu vasıtasıyla teşkilatın kendisiyle irtibata geçtiğini söylese de inandıramıyor, inandırmak zorundaymış gibi.
Hani dedim ya bazı ikramlar vardır kötekten beter diye.
Bir anneyi sekiz yaşındaki kızının yanında düşürdükleri duruma mı yanmalı, biricik kızının o yaşta yardım adı altında nasıl ezildiğine o anda yaşadığı travmaya mı yanmalı?
Giden kadınların içinde bir de Avukat bir hanım var.
Avukat hanım yaşananlardan oldukça mustarip. Sadece ev hanımına şunu söyleyebiliyor: Partide benden sorarlarsa olduğu gibi anlatırım.
Soru şu: bunlar kendilerini ne zannediyorlar, teşkilatlarını ne zannediyorlar.
Bir kadın yapılacak yardım için teşkilatlarını kendine çekmek adına neden böyle bir onursuzluk yapsın.
AK Parti İl Başkanı Sayın Sencer Selmanoğlu’na bakıyorsunuz; karıncayı incitmekten imtina eden bir kişilik.
Yukarıda örneğini verdim; Ejder beye bakıyorsunuz; tam bir nezaket timsali.
Kadın Kolları Başkanı Sayın Melike Yeğül Hurma’ya bakıyorsunuz; nahif mi nahif.
Bunların görev verdikleri bu densizlikte sınır tanımayanlara bakıyorsunuz; sözüm ona tam bir beyaz Elazığlı.
Bu davranışları ev sahibine sergileyen kadının kim olduğu araştırılsa eminim altından ezik bir kişilik, kompleksli bir yapı, ite kakıla büyüyüp ahbap çavuş ilişkileri neticesinde AK Parti Kadın Kollarına dolgu malzemesi olarak getirilmiş bir kişi çıkacak.
Ama gel gör ki iktidar partisinin kadın kollarında kıytırıktan bir görev verildiği için kadın kendisini Afrika’ya giden Beyaz Adam zannediyor.
Evin durumunu görünce liderlerinin seçim meydanlarında haykırdığı Hz. Ömer’in; “Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu, gelir de Adl-i İlahi Ömer’den sorar bunu” mesuliyet içerin sözlerine hatırlayıp utanacaklarına arsızca yoksulluğun, yokluğun hesabını soruyor?
Allah sizi bildiği gibi yapsın ne diyeyim.
Şimdi ortada kırılan bir onur, onarılması gereken bir kalp, alınması gereken bir gönül var.
AK Parti İl teşkilatı başta olmak üzere bu hatayı nasıl telafi ederler bilmiyoruz.
Belli ki bu kadını bu tür işlere gönülsüz göndermişler.
Oysa bu tür işler gönül rızasıyla yapılır.
Gönülsüz yapılan işlerin neticesinin ne olduğunu anlatan çok manidar atasözümüz var ama anlayana…
