URFA’DA VAR DA ELAZIĞ’DA YOK MU SANIYORSUNUZ?
Birkaç gün önce Şanlıurfa yerel haberlerinde Evren Demirdaş imzalı bir habere denk geldim…
Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli bir sağlık teknikerinin 1 yıl boyunca işe gitmeden maaş ve döner sermaye payı aldığının ortaya çıktığından bahsediyordu.
Haberde ilgili kişinin ad ve soyadının olması haberin asparagas veya kulaktan dolma masaüstü yapılan bir haber olmadığı anlaşılıyordu.
Kaldı ki aradan yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen karşı yönde bir açıklama, düzeltme ve tekzip de gelmediğine göre haberin gerçek olduğunu söyleyebiliriz.
Haber ifşa olduktan sonra işe gitmeden maaş ve döner sermaye payı alan bu hanımefendinin İTA amirleri ne tür bir işlem yaptılar, doğrusu merak ediyor olsam da herhangi bir işlem yaptıklarını düşünmediğimi de paylaşmak isterim.
Zira bu tür haramzade insan sayısı ne yazık ki devlet kurumlarında oldukça çok.
Aynı durum maalesef sadece Şanlıurfa’da yaşanmıyor.
Kendi şehrimizde de muhtelif kurumlarda özellikle de belediyelerde işe gitmeden veya mesai hırsızlığı yaparak o haram parayı çoluk çocuğunun kursağından geçiren sayısız insan var.
Bu insanlar işe gitmeyerek ne kadar suçlu iseler onların işe gitmemesine veya mesai hırsızlığı yapmalarına göz yuman, görmezden gelen amirleri, müdürleri de aynı suçun ortaklarıdır.
Özellikle belediyeler ve İl Özel İdarelerinde bu işler ayyuka çıkmış durumda.
Hepsi sırtlarını dayamışlar birilerine ekmek elden su gölden mantığıyla işe gitmeden o maaşı alıp zıkkımlanmaktan imtina bile etmiyorlar.
Niye; çünkü arkaları kuvvetli.
İşe girmek için öpmedik el etek bırakmazlar bu zihniyeti bozuklar, işe girdikten sonra da ya üstlerine yalakalık yapıp onlarla ahbap çavuş ilişkileri kurarak kendilerini idare ettirirler.
Ya da arkalarında siyasi nüfuzlu bir dayıları vardır da amirleri müdürleri korkularından onlara dokunamazlar.
Bahse konu olan o tür amir veya müdürler de liyakatlerinden dolayı değil de herhangi bir siyasinin tavassutuyla o makamlara geldikleri için koltuk korkusundan bırakın o tür haramzadeler hakkında herhangi bir işlem yapmayı oturma organları korkusundan gıklarını bile çıkaramazlar.
Oysa bu tür aymazlıklarla alakalı mer’i hukuk maddeleri açık ve sarihtir.
İşe mazeretsiz üç gün gitmeyenin iş akdi tek taraflı feshedilir ve bir daha da kamu kurumlarında işe giremez.
Evet kanun maddesi orta mektep çocuklarının bile rahatlıkla anlayabileceği şekilde düzenlenmiş ve işe gitmeden maaş alanlara müsamaha gösterilmesini engellemiştir.
Peki bu maddeleri uygulayacak olan yürekli bir devlet adamı veya kamu idarecisi var mı sizce?
Evet var ama ne yazık ki sayıları oldukça az.
Bunların haricindekiler, kerameti kendinden menkul, liyakatsiz, ehliyetsiz ve bulunduğu makamlardaki yetkilerini kullanmaktan aciz, siyasilerin ağzının içine bakan, bırakın işe gitmeyen biri hakkında işlem yapma cesaretini gösterebilmelerini, o kişinin arkasında olan siyasi iradeye veya siyasetçiye yalakalık yapma adına; “senin adamını idare ediyorum aklınıza bir şey gelmesin” imasında bulunacak kadar da kalibresi düşük, profili yerlerde, omurgasız ve onursuzdurlar.
Omurgaları olmadığı için de gücü ellerinde bulunduranların kuklası olmaktan ne utanırlar ne de sıkılırlar.
Geçtiğimiz günlerde bir taziyede o sayılarının az olduğunu ifade ettiğim bir kamu görevlisinden duydum da şok oldum.
Pandemi döneminden bu yana işe gitmeden maaş alan biri varmış bir devlet kurumunda. Elazığ’da…
İnanılır gibi değil. Pandemi illetinin üzerinden tam 6 yıl geçmiş.
Bırakın mazeretsiz işe 3 gün gitmeyi adam 6 yıldır işe gitmiyormuş; hangi vicdana sığar hangi kitapta yeri var bunun, söyler misiniz?
Ya da bunu idare edenler, görmezden gelenler hangi vicdanla buna müsamaha gösterebiliyorlar anlamakta zorlanıyor insan.
Şimdi bu konuyu bunların amirlerine sorsan 40 dereden su getirip bir sürü gerekçe sıralarlar.
Hiçbir gerekçe sunmasalar bile arkası kuvvetli bir şey yapamıyoruz deyip işin içerisinden çıkarlar.
Arkası kuvvetli olanların arkalarını toplamaktan daha zelil bir durum var mıdır bilmiyorum.
Onun için hep söylüyorum, bir kamu idarecisi veya yöneticisi, bir Belediye Başkanı veya Belediye Başkanının yetkilendirdiği yardımcıları veya bürokratları, hizmetin en kalitesini sunsalar, şehrin en onulmaz problemlerini çözseler, tabiri caizse alleme-i cihan bile olsa çalışmak emek harcamak için iş verdikleri insanlara iş yaptıramıyorsa cehennemin kapılarını kendi eliyle açmış demektir.
Hani hep deriz ya mahkeme-i kübra var diye.
İşte o mahkemeler kurulduğunda Allah bunlara; “yaptığın hizmetler beni ilgilendirmiyor ey gafil kulum, sana emanet edilen bir kurumu nasıl olur da aymazlara, siyasetin soytarılarına kıyak çekmekte kullanırsın?” diye soracak.
“Nasıl olur da ülkede yüz binlerce işsiz genç varken, birilerinin yakını olmaktan başka özelliği olmayan işe aldıklarını çalıştıramayıp o işsizlerin milli gelirlerinden elde edilen miktarı ekmek yediği kapıya ihanet edenlere yedirirsin?” diye soracak.
“Nasıl olur da kendi iş yerin olsa; bırak işe gelmemelerini, yemek saatinden 5 dakika geç gelmesine bile tahammül edemeyip cezalandırırken kamunun sana emanet ettiği bir kurumda bu tür aymazlara nasıl bu kadar cömert davranabilirsin?” diye soracak ve burunlarından fitil fitil getirecektir.
Anlayana tabi ki sivri sinek saz…
Bu tür yöneticilere soruyorum: sahi siz kendi işyeriniz olsa yönettiğiniz kurumlarda olduğu gibi aynı başıboşluklara müsaade eder veya işe gelmeden çaylaklık yapan bu aylaklara maaş verir misiniz?
Lütfen samimi olunuz!..
