SİLMEK İSTEDİĞİMİZ O ANILAR VE CLEMENTINE’IN HAKLI ÖFKESİ
Bazen bir film karakteri size o kadar yakın gelir ki, onunla aynı havayı soluduğunuzu hissedersiniz. Bana sorarsanız, “Sil Baştan” (Eternal Sunshine of the Spotless Mind)’daki Clementine tam olarak böyle biridir. Onu izlerken “Ben de aynısını yapardım” demekle kalmaz, “Keşke yapabilseydim” diye iç geçirirsiniz. Çünkü Clementine; borderline kişilik bozukluğunu DSM-V ders kitaplarının soğuk tanımlarından kurtarıp, kanlı canlı bir kadına dönüştüren ender karakterlerden biridir.
Peki, onu bu kadar sevmemizin sırrı ne? Çünkü senaristler onu basmakalıp bir “vaka” olarak sunmuyor. Ne yamuk yumruk çizilmiş deli bir kadın ne de acınası bir kurban. O; sabah kahvesini içerken birden ağlayabilen, bir sonraki dakikada kahkaha atabilen, terk edilme korkusuyla çırpınırken bile kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan sahici bir insan. Ve işte bu, borderline deneyimleyen kadınların çoğunun medyada asla göremediği o gerçekçi ve onurlu aynadır.
Filmin en vurucu yanı nedir, biliyor musunuz? Joel’i hafızasından silme fikri. Bu sadece bir ayrılık değil, adeta bir imha operasyonu; eski sevgilinin sadece hayatınızdan değil, tüm zaman........
