menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TANIMADIĞIMIZ İNSANLARA YAZDIĞIMIZ HAYATLAR

8 0
06.08.2026

Bir insanı tanımak için onun hakkında ne kadar şey bilmek gerekir?

Bazen birkaç cümle yeterliymiş gibi gelir. Bir soruya verdiği cevap, konuşurken gözlerini kaçırması, kalabalıkta susmayı tercih etmesi ya da yürürken yüzünde taşıdığı ifade... Bütün bunlar bize o insan hakkında bir şey söylüyormuş gibi görünür. Ardından küçük hükümler biriktirmeye başlarız.

Sakin biri olduğunu düşünürüz. Biraz kırgın olabilir, kimseye kolay güvenmiyor olabilir. Hatta göründüğünden büsbütün başka biri olduğunu bile geçiririz içimizden. Elimizde yalnızca birkaç ayrıntı vardır; yine de zihnimizde çoktan bir insan oluşmuştur.

Zihin, eksik parçaları tamamlamaya eğilimlidir. Bir şeklin yalnızca bir kısmını görsek bile onu bütün olarak algılayabiliriz. Harfleri silinmiş bir kelimeyi okuyabilir, yarıda kesilen bir melodiyi içimizden sürdürebiliriz. Bu, dünyayı anlamamızı kolaylaştıran bir beceridir. Fakat insanlara bakarken aynı alışkanlık daha yanıltıcı bir hal alır. Çünkü bir şekli tamamlarken çizgileri, bir insanı tamamlarken çoğu zaman kendimizi kullanırız.

Birinin sessizliğine geçmiş yazarız. Bakışına niyet, uzaklığına sebep ekleriz. Kısa bir cevabı soğukluk, gecikmeyi umursamazlık, dalgınlığı kibir olarak yorumlayabiliriz. Bazen de tam tersini yaparız; mesafeyi incelik, belirsizliği derinlik, sessizliği saklı bir yakınlık sayarız.

Karşımızdaki kişinin neden öyle davrandığını bilmeyiz. Fakat bilmediğimiz yerde uzun süre kalmak istemeyiz. Bir açıklama bulduğumuz anda onu anlamışız gibi hissederiz.

Oysa bir davranışa anlam vermekle bir insanı anlamak aynı şey değildir.

Geçenlerde bir kafede tek başına oturan bir kadın gördüm. Önündeki çaya uzun süredir dokunmamıştı. Ara sıra kapıya bakıyor, sonra yeniden önüne dönüyordu.

Birini beklediğini düşündüm. Belki de gelmeyecek birini.

Bunu düşünmem için ortada açık bir neden yoktu. Kapıya birkaç kez bakması yeterli olmuştu. Kısa bir anın içine ona ait olmayan bir bekleyiş ve küçük bir hayal kırıklığı yerleştirmiştim. Bir süre sonra yanına küçük bir çocuk geldi. Kadın ayağa kalktı, çocuğun elini tuttu ve birlikte çıktılar.

Yazdığım hikaye masada kaldı.

İnsanların yüzlerinde gördüğümüz şeylerin ne kadarı onlara, ne kadarı bize ait? Bunu ayırmak kolay değil. Çünkü başkasına bakarken yalnızca onu görmeyiz; daha önce yaşadıklarımız da bizimle birlikte bakar. Bir sessizliği, hayatımız boyunca karşılaştığımız bütün sessizliklerin içinden okuruz. Bir ilgiyi, daha önce gördüğümüz ya da göremediğimiz ilgilerle karşılaştırırız. Bugün karşımızda duran kişiye geçmişten kalma ölçülerle yaklaşırız.

Aynı insanın herkesin zihninde başka biri olması biraz da bundandır. Birinin sıcak bulduğu tavrı başkası yapmacık bulabilir. Birine güven veren kişi, diğerine mesafeli görünebilir. İnsanlar herkese aynı yönlerini göstermiyor olabilir; fakat biz de herkese aynı yerden bakmayız.

Baktığımız yer, gördüğümüz kişiyi değiştirir.

Yıllar önce........

© Günışığı Gazetesi