menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neyin Kıymeti Kaldı?

45 0
12.10.2026

Bir ülkede bazı şeyler birdenbire yok olmaz.

Önce kıymetleri azalır.

Hukukun herkese aynı ölçüyle yaklaşması gerektiği fikrinin.

Sonra gün gelir, birbirinden bütünüyle ayrı sandığımız olaylara yan yana bakmak zorunda kalırız. Aynı sebepten doğdukları için değil; bize aynı soruyu sordurdukları için:

Neye, ne kadar kıymet veriyoruz?

Bir çocuk başka bir çocuğun hayatını kaybetmesine yol açıyor.

Henüz kendi hayatının bile başındaki bir insan, karşısındaki çocuğun geri dönülmez biçimde zarar görebileceği bir şiddetin içine nasıl girebiliyor?

Ölüm geri alınamaz. Özürle düzelmez, ertesi gün telafi edilmez.

Ölen çocuk ertesi sabah uyanmaz, sırasına oturmaz, annesine dönmez, büyümez.

Ne zaman değişmeye başladı?

Birileri fark etti mi?

Fark ettiyse ne yaptı?

Ailesinin gördüğü neydi? Okulun fark edemediği bir şey var mıydı? Hiç kimsenin ulaşamadığı, fark edemediği bir alan var mıydı?

Bunların cevabını bilmiyoruz.

Bilmediğimiz şeyi biliyormuş gibi anlatmak, anlamaya değil, çoğu zaman kendi huzursuzluğumuzu yatıştırmaya yarar.

Karşımızda bir çocuk varsa, karşımızda aynı zamanda bir geçmiş vardır.

Yaptığını anlamaya çalışmak, yaptığını mazur görmek değildir. Tam tersine, yalnızca olay gerçekleştikten sonra faili cezalandırmakla yetinmemek demektir. Çünkü o yolu mümkün kılan koşulları anlamazsak, bir sonraki çocuğu korumak konusunda da eksik kalırız.

Okulun sorumluluğu da yalnızca kapının güvenliğinden ibaret olamaz.

Elbette okul hastane değildir; öğretmenden teşhis koyması beklenemez. Fakat eğitim de çocuğu yalnızca notundan, devamsızlığından ve disiplin kaydından ibaret görmek değildir.

Bir çocuğun dünyasında ağır bir şeylerin değiştiğini fark edebilecek kadar ona yakın olabilmek de eğitimin parçasıdır.

Kamu yönetiminde tedbir, kâğıda yazılmış önlem değil; gerçekten işlemiş, riski azaltmış önlemdir.

Bir çocuk okulda öldürülebiliyorsa, alınan tedbirlerin yeniden sorgulanması gerekir. Çünkü okulda yaşanan şiddet, hikâyenin yalnızca son sahnesidir.

Hikâye çoğu zaman çok daha önce başlar.

Çocukların yaşadığı dünya ile yetişkinlerin yaşadığı dünya birbirinden bütünüyle ayrı değil. Yine de yetişkin şiddetini çocukların şiddetine indirgemek doğru olmaz. Orada başka dinamikler, başka yaralar, başka ilişkiler vardır.

Fakat yetişkinlerin dünyasına baktığımızda da insan hayatıyla gündelik öfke arasındaki mesafenin ürkütücü biçimde kısalabildiğini görüyoruz.

Küçük bir tartışma, bir yol meselesi, bir alacak, bir ayrılık, bir........

© Günışığı Gazetesi