ESKİLERDE BİR BAŞKAYDI RAMAZANLAR ELAZIĞ’DA
Elazığ’da eski Ramazanlar, sadece bir ibadet ayı değil; birlikte yaşanan, paylaşılan ve hafızalara kazınan bir kültür mevsimiydi. O günlerin Ramazanı, bugünün sessizliğinden çok uzakta; sokakların, avluların ve gönüllerin aynı anda uyandığı zamanlardı.
Ramazan Elazığ’da daha başlamadan hissedilirdi. Evlerde temizlikler yapılır, bakır kaplar parlatılır, erzaklar hazırlanırdı. Mahalle bakkalının önünde sohbet uzar, iftara kaç dakika kaldığı dakikalarla değil, hisle ölçülürdü.
İftar sofraları mütevazı ama bereketliydi. Aynı sofrada komşu komşuya, akraba akrabaya karışırdı. Kapılar kilitlenmez, “buyur” kelimesi Ramazan’ın parolası olurdu. Bir tabak yemek, bir tas çorba paylaşılır; paylaşmak kimseyi eksiltmezdi.
Sahur vakti geldiğinde Elazığ bambaşka bir kimliğe bürünürdü. Davulcunun tokmağı yalnızca kapıları değil, uyuyan hatıraları da uyandırırdı. Ama Elazığ sahuru sadece davuldan ibaret değildi.
Bazı mahallelerde gençler, sahuru beklerken davul–zurna eşliğinde halaylar çekerdi. Uykuyla uyanıklık arasında, ay ışığı altında tutulan eller, Ramazan neşesinin en saf hâliydi.
Bu halaylar bir eğlence değil; bir aidiyet, bir gençlik sevinciydi. Kimse kimseyi rahatsız etmez, gürültü bile saygılı olurdu. Çünkü herkes bilirdi: Bu sesler Ramazan’a aittir.
Gençler sahurdan sahura aynı sokakta buluşur, davulun ritmiyle adımlarını ayarlardı. Halayın başında bir delikanlı, sonunda bir çocuk… Yaş farkı olmazdı; Ramazan hepsini eşitlerdi.
Klarnetin uzun havası, Elazığ gecesinin serinliğiyle birleşir; sahur sofralarına neşe taşırdı. Eve girildiğinde anne gülümser, baba “gençlik işte” der, sofraya bir tabak daha eklenirdi.
Bütün bu yaşananların üzerinde, sessizce duran bir tarih vardı: Harput.
Harput’un taşları, minareleri ve yokuşları Ramazan gecelerinde daha bir vakur görünürdü. Teravih sonrası yapılan yürüyüşlerde Harput’a bakılır, “biz bu şehirdeniz” duygusu içten içe hissedilirdi.
Bugün Ramazan daha sessiz, sokaklar daha yalnız. Sahurda davul hâlâ var ama halaylar yok denecek kadar az. Oysa eski Ramazanlar, insanı insanla buluşturan zamanlardı.
Elazığ’da eski Ramazanlar;
Paylaşmanın ayıp olmadığı,
Gençliğin taşkın değil neşeli olduğu,
Eğlencenin bile edepli yaşandığı zamanlardı.
Ve belki de en önemlisi:
Ramazan, yalnızca oruç tutulan bir ay değil; birlikte yaşanan bir hayat biçimiydi.
