Sıfır bir sıfır bir doğumlu olmayı yazamamıştı
Arife günü hüzünlü bir mezarlık ziyaretinde gözüne çarpmıştı. Yağmurda parlayan mermer üstüne yazılı taşın üzerinde sadece bir isim yazılıydı. Ne doğum tarihi, ne anne,ne de baba adı vardı. Yapılı, ortasında gül dalı ekili, parlak mermer mezarın yanında duruverdi.
Neden durmuştu, bilmiyordu. Neyi öğrenmek istiyordu, bilmiyordu.
Elbette ölülerle konuşulmazdı. Ama onların hikayelerini okuyabilirdi. Çünkü aynı coğrafyada yaşayan birbirine benzer insanlardı. Benzer kaderleri vardı.
Ve hikayesinden ‘gerçek doğum tarihimi bilmediğim için yazmak istedim. Nüfus kâğıdımda sıfır bir, sıfır bir dokuz yüz kırk yazar.’ diye seslendi meçhul ölü.
Heyecanlanmadı. Sakince ‘benim de nüfus ta sıfır bir, sıfır bir yazıyor. Ama annemden doğduğum gerçek günü öğrendim. Resmi işlemler dışında annemin takviminde ki doğum günümü kullanıyorum.’
“Ben annemin gerçek adını bile bilmiyorum.“, “Anlamadım?”
“Çünkü onunla kendi dilinde hiç konuşmadım. Konuşamadım.”
Bu defa heyecanlandı. Bir ölüyle konuştuğu için değil söylediklerinden dolayı titremeye başladı. Yaşayan biri bile aynı şeyi söylese yine ürkecekti.
Bir insanın annesinin gerçek adını bilmemesi ne demekti?
“O zaman annen erken öldü.”
“ Hayır bizimle birlikte, sağır ve dilsiz olarak uzun yıllar yaşadı. Otuz sekizden sonra annem gerçek adını gizledi. Belki ben de unuttum. Belki de unutmak benim için yaşamın........
