Aşk, travma ve kolektif hafıza bağlamında “Aram ile Leyla”
Roman, görünürde imkânsız bir aşk hikâyesini merkeze alırken, arka planda Kürt coğrafyasının bir parçası olan Ermeni, Süryani, Êzidi Alevi’leri ve 1915-1938 yılları arasında ve onlara yönelik katliam ve soykırımları anlatır. Bastırılmış hafıza gibi temaları derinlemesine işler. Bu yönüyle eser, yalnızca edebi bir anlatı değil; aynı zamanda etik ve politik bir tanıklık olarak da okunur.
Romanın temel yapısal özelliklerinden biri, aşkın romantik bir ideal olarak değil, tarihsel koşullar tarafından sürekli yaralanan bir deneyim olarak kurgulanmasıdır. Aram ile Leyla arasındaki ilişki, bireysel tercihlerden ziyade, zorunlu ayrılıklar, kayıplar ve bastırma pratikleriyle belirlenir. Bu bağlamda aşk, Erbey’in anlatısında bir “kaçış alanı” değil; aksine, gerçekliğin en çıplak biçimde görünür hâle geldiği bir kırılma noktasıdır. Aşkın süreksizliği, aynı zamanda bir halkın tarihsel süreksizliğiyle paralel ilerler. Erbey’in romanında hafıza, “lineer” bir anlatı düzleminde değil; parçalı, kesintili ve travmatik bir biçimde inşa edilir. Anlatı, geçmişle şimdi arasında sürekli gidip gelen bir bilinç akışıyla ilerler. Bu tercih, travmanın zamansallığına uygun bir estetik kurar. Travma, geçmişte kalmış bir olay olmaktan ziyade, şimdiyi sürekli işgal eden bir deneyim olarak sunulur. Bu nedenle Aram ile Leyla, bireysel hafızanın kolektif hafızayla kesiştiği bir anlatı alanı açar. Romanınboyutu, didaktik bir söylem üretmekten özellikle kaçınır. Erbey, ideolojik bir dil kurmak yerine, gündelik hayatın içinden süzülen şiddeti, kayıpları ve suskunlukları görünür kılar. Cezaevi,........
