menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Ekranın Kıyısında Tutulan Kimlik”

20 0
10.04.2026

Türk dizilerinde Kürt kimliğinin temsili meselesi, basit bir “eksik temsil” tartışmasının ötesine geçer; bu, doğrudan doğruya kültürel iktidarın nasıl kurulduğu, hangi kimliklerin meşru sayıldığı ve hangilerinin sistematik biçimde dışarıda bırakıldığıyla ilgili yapısal bir sorundur. Ekran, burada yalnızca bir eğlence aracı değil; ideolojik bir aygıt olarak işler.

Ve bu aygıt, uzun yıllar boyunca Kürt kimliğini ya silerek ya da çarpıtarak yeniden üretmiştir.Kürt kimliğinin yokluğu kadar, bu yokluğun “doğallaştırılmasıdır.” Türk dizilerinde karakterler çoğunlukla etnik olarak işaretsiz, nötr ve “herkesi temsil eden” figürler gibi sunulur. Oysa bu nötrlük, gerçekte egemen kimliğin görünmezliğidir. Kürtlerin yokluğu bir tesadüf değil; merkezî kimliğin kendini evrensel olarak dayatmasının sonucudur. Bu nedenle Kürt karakterlerin görünmemesi, sadece bir eksiklik değil; aktif bir dışlama pratiğidir.Kürt kimliği görünür olduğunda ise bu kez başka bir sorun ortaya çıkar: temsilin kriminalize edilmesi ya da folklorize edilmesidir. Kürt karakterler çoğu zaman ya güvenlik politikaları bağlamında, şiddetle ilişkilendirilmiş figürler olarak ya da egzotikleştirilmiş, yerel renk unsuru olarak sunulur. Her iki durumda da kimlik, özneleşme imkânından mahrum bırakılır. Ya tehdittir ya dekor. Ya sorun alanıdır ya da nostaljik bir arka plan…Dil meselesi bu ötekileştirmenin en sert kırılma noktalarından biridir. Kürtçe’nin yokluğu ya da yüzeysel kullanımı, yalnızca estetik bir tercih değildir; bu, doğrudan bir inkâr biçimidir.Daha derin bir sorun ise anlatıların Kürt kimliğini sürekli bir travma ve acı üretim alanına hapsetmesidir. Daha da kritik olan, bu temsil biçimlerinin izleyici üzerinde yarattığı etkidir. Diziler, yalnızca var olan önyargıları yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda onları üretir ve pekiştirir. Kürt kimliğinin ya yok sayıldığı ya da problematik biçimlerde sunulduğu bir anlatı evreni, toplumsal algıyı da buna göre şekillendirir. Böylece ekran, yalnızca bir yansıma değil; aktif bir inşa alanına dönüşür.Bu nedenle mesele, “Kürt karakterler daha çok olsun” gibi niceliksel bir talebin ötesindedir. Asıl ihtiyaç, temsilin epistemolojisini, yani bilme ve anlatma biçimlerini kökten sorgulamaktır. Kim anlatıyor? Kimin hikâyesi anlatılıyor? Hangi dilde, hangi bakış açısıyla ve hangi sınırlar içinde? Kürt kimliği, kendi özneselliğiyle, kendi sesiyle ve kendi estetik diliyle anlatılmadıkça, her temsil biçimi eksik ve sorunlu kalmaya mahkûmdur.Türk dizilerinde Kürt kimliğinin temsiline dair eleştiri, yalnızca estetik bir tartışma değil; temsilin nasıl kurulduğunu, bilginin kim tarafından üretildiğini ve kültürel iktidarın nasıl işlediğini sorgulayan daha geniş bir teorik çerçeveye ihtiyaç duyar. Bu noktada özellikle Stuart Hall ve Edward Said gibi düşünürlerin yaklaşımları, meseleyi derinleştirmek için güçlü araçlar sunar.

Stuart Hall’un temsil kuramına göre medya, gerçekliği yansıtmaz; onu inşa eder. Bu perspektiften bakıldığında Türk dizilerinde........

© Güneydoğu Ekspres