Sporda Devrim Yapan Atatürk’ün Kızları…
Ama öncelikle kadınların kapalı kapılar ardında yaşadıkları sorunlara dair sorularla dolu bir parantez açalım!
Çok zor, hepimizin tüylerini diken diken eden, biri bitmeden diğeri başlayan, durmadan tırmanan olaylar sarmalında kalmamızın adı toplumsal çürüme midir? Sızlamayan vicdan, çıkmayan ses, alınmayan önlemler, uygulanmayan yaptırımlar mıdır? Ruhlarımıza sinen kanıksama duygusu mudur? Her vahşetin ardından bir süre konuşup sonra unutmak ya da alışmak mıdır? Yükselen çığlıklara karşı nasırlaşan yüreklerin tepkisiz kalması mıdır? Toplumsal çürümeye silkinip ayağa kalkarak topyekûn "dur" demek için geç kalışımız mıdır? Nasıl oldu da buraya geldik, kabahatin çoğu da bizim diye özeleştiri vermek zorunda olduğumuzu bir süredir unuttuğumuz gerçeği midir?
Namus cinayeti gibi cinsiyetçi kalıplarla geçiştirip önemsemediğimiz ölümlerin ardında hayatı ve hayalleri bitirilen bir kadın, annesiz kalan çocuklar, evlatsız kalan aileler; arsasını, tarlasını satıp okuttuğu kızının cenazesini teslim alan ana babaların ömür boyu kurumayacak gözyaşlarının yeterince görülmeyişi midir? Düşünmeden yaptığımız seçimlerin sonucunda ömür boyu onay beklemenin, yeterliliğini kanıtlamaya çalışmanın yarattığı yorgunluk mudur?
Bazen demir parmaklıkların gerekmediği, evlerin zaten zindana dönüştüğü, ömür boyu affetmenin, anlayışlı, hoşgörülü olmanın ödettiği faturalar mıdır? Hep kadınlardan beklenen özverinin bazen hiçbir işe yaramadığı gerçeği midir? Bilemedim. Bildiğim o ki bu girişle, yazının altyapısını döşemek, başarılarımızın altında yatan temel etmenlerin ne olduğuna dikkat çekmek istedim. Siz misiniz yok sayan, siz misiniz küçük gören,........
