Demediklerimiz mi? Diyemediklerimiz mi?
Bugünlerde televizyonlar aracılığıyla yine ve yeniden savaşın yangın yerine çevirdiği evlere konuk olduk! (Şimdilik ara verilse de, Trump bu belli mi olur ne yapacağı ve ne zaman yapacağı!) Ya da onlar istemeden de olsa evlerimize konuk oldular! Biz İran’dan ABD’ye, İsrail’den Lübnan’a dünya gündemine uzanırken, onlar bu ateşi daha kimler harlayacak sorusuna umutsuzca yanıt aradılar…
Bakalım kervana daha kimler katılacak! Orta Doğu alev alev yanarken, bölgede kan dökenler bölge halkının dışında akan gözyaşlarını hesaba katmazken, bu acımasız kervana daha kimlerin katılacağı (sürükleneceği mi demeliydim!) bilinmezken, karanlığın kader olmadığı nasıl anlaşılıp, anlatılacak?
Ülke sevdalısı kişi ve kalemlerin 90’dan vuran teşhis ve tespitlerini görünce;
Olup biten ortada hatta olup bitenden daha fazlasının ayak sesleri bile duyulurken, bazı şeylerin ilanına ve ispatına gerek var mı? Neden toplum müdahale edilerek mücadeleye zorlanıyor. Bazı uygulamaların sinirlerin sınırlarını zorladığı görülmüyor mu? Artık izleyici olmaya ne vaktimizin, ne hakkımızın, ne de sabrımızın kalmadığı hissedilmiyor mu? Yazılanların, paylaşılanların öneriden ve öngörüden fazlası olduğu anlaşılmıyor mu?
Karanlık kader değildir.
“Bu yıl evimize bayram gelmedi!” diyenlerin çoğaldığı, belirsiz olanla belli olanın yer değiştirdiği, 6.5 milyon gencin ne işte ne okulda olduğu, vatandaşların belini bir türlü doğrultamadığı, 17 milyon emeklinin açlık ve sefaletle boğuşup, kasabın yolunu unuttuğu, ABD ve İsrail’in füze yarışlarına girdiği günümüzde haber bültenlerinde asılı kalmanın yarattığı çöküntüden nasıl kurtulacağız?
Bu arada insan bazen romantik düşüncelere de dalıyor doğrusu! Güvendiklerimizin bazı tavır ve davranışları iyi niyet midir, yoksa umursamazlık mıdır diye!........
