menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Susan kentler

16 0
17.05.2026

Kentler de insanlar gibidir.

Bir yüzleri, bir sesleri, bir kokuları vardır.

Bazı kentler türkü söyler, bazıları ağıt yakar.

Bazıları sabah ezanıyla uyanır, bazıları martı sesleriyle.

Gün gelir; beton çoğalır, cam kuleler yükselir, yollar genişler… Ve kent konuşmamaya başlar. Çünkü belleği sökülmüştür. Bugün asıl büyük yıkım, kentlerin ruhunun sessizce öldürülmesidir.

Bir zamanlar Diyarbakır sokaklarında taşların dili vardı. Mardin’in merdivenlerinden tarih inerdi. Hasankeyf’te Dicle yalnız su taşımazdı; bin yıllık insan seslerini de taşırdı. İstanbul’da ahşap evlerin pencereleri birbirine selam verirdi. Ankara’da eski mahalle kahveleri ülkeyi tartışırdı.

Şimdi ise aynı cam binalar, aynı tabelalar, aynı ruhsuz caddeler. Kentler birbirine benzemeye başladı. Belleğini kaybeden her kent, kimliğini de kaybeder. Beton yalnızca toprağı örtmez, anıları da örter.

Bir kentin belleği bazen bir çeşmedir. Bazen yüz yıllık bir çınar.

Bazen Ermeni bir ustanın yaptığı taş işçiliği, bazen Süryani bir kilisenin çanı, bazen Kürtçe bir ninni, bazen Rumlardan kalan bir kapı tokmağıdır.

Kent dediğimiz şey, yalnız bina değildir; üst üste birikmiş insan........

© Gazete Pencere