Edna St. Vincent Millay: Bohem bir şair
İki sene evvel bir arkadaşımın evinde bulduğum nefis biyografisini okumaya başladığımda tanıştım Edna St. Vincent Millay’le. O ana kadar şiirlerini okumuş, narin ama keskin tarzından etkilenmiş ama hayatının içine dalmamıştım. Bugün onun doğum günü olduğunu öğrenince, tarihteki en sevdiğim dönem olan 1920’lere gidip onun zorluklarla dolu bohem hayatını irdelemek, şair olarak özgünlüğünü anlatıp ona şükranlarımı sunmak istedim. Dünyadan iyi ki böyle şairler geçmiş, iyi ki güzellik ve ışık yaratan insanlar var ki onların sayesinde günbegün tanıklık etmek zorunda kaldığımız kötülükler ve çirkeflikler bir nebze aydınlanıyor.
ABD’de 22 Şubat 1892 yılında Maine’de dünyaya gelen Millay’in ismindeki St. (Saint) yani aziz kelimesi, ailesinin dini olduğu izlemini uyandırabilir ama tam aksine işbu matriyarki, özgür ruhlu kadınlardan mürekkepti. İsmi doğduğu hastaneden dolayı verildi. Annesi Cora, zamanın tüm zorluklarına rağmen kocasının sorumsuzluğu ve şiddet uygulamasına dayanamayıp boşanmış, üç kızına bakabilmek için hemşirelikten hasta bakıcılığa ve öğretmenliğe kadar sabah akşam çalışmıştı.
Kızlarına edebiyat sevgisini Cora’nın aşıladığını, üç kızın da mektuplarından ve anlatılarından biliyoruz; Cora kızlarına şiir okur, kendi aralarında tiyatro oyunları yazıp kıtlıklara rağmen yaratıcı bir şekilde yaşama tutunma şevklerini kamçılamıştı.
Anne ve üç kız, şehir şehir gezip fakirliğin getirdiği zorluklarla cebelleşirken Cora bavulunda taşıdığı Shakespeare gibi şair-i azamları okumayı ihmal etmezdi. Dolayısıyla kendine “Vincent” diyen şairimiz ve kız kardeşleri, tıpkı anneleri gibi özgür ruhlu, açık sözlü ve korkusuz kızlar, otorite figürlerinin tepkilerini çektiler. Ona erkek ismi olan “Vincent” diye hitap etmeyi reddeden okul müdürü, ona V harfiyle başlayan çeşitli kadın isimleriyle seslenmeyi tercih etti. Liseye geldiğinde Vincent’in yeteneği kendini belli etmişti. Pek çok dergide şiirleri yayımlanmaya başladı.
Üne daha yirmisinde kavuştu: Önce zamanın nadir kız üniversitelerinden, Harvard gibi okulların dengi Vassar’da burslu okudu. Fakat burada da rahat durmadı. Genç bir kadına yakışmayan “sigara ve içki içmek ayrıca erkeklerle flört etmekten” üniversitenin son yılında okuldan kovuluyordu. Fakat sınıf arkadaşlarının seferberliği sayesinde (onun için imza toplayıp dilekçe vermişlerdi) son anda okuldan mezun olmasına izin verildi.
Daha sonra meşhur olacak “Renascence” eseri, 1912 yılında bir şiir yarışmasında binlerce şiirin arasından eleştirmenlerin ilgisini çekti- kimileri kadın olduğu için dördüncü oldu diye........
