Türkçenin Kurtuluşu
Dün 26 Eylül’dü, Türk Dil Bayramı. Doksan dört yıl önce o gün Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonu’nda, padişahların bayramlaşma törenlerine sahne olmuş o büyük salonda, bu kez bir milletin kendi diliyle bayramlaşacağı bir toplantı açılıyordu. 1 Kasım 1928’de yeni Türk harfleri kabul edilmiş, millet kısa sürede okuyup yazmaya başlamıştı. Toprağı kurtarmıştık, yazımızı değiştirmiştik. Geriye üstüne yüzyıllarca yabancı sözcük yığılmış dilimizi kurtarmak kalıyordu.
Harfleri değiştirmek yetmiyordu. Yazı dili hâlâ Arapça ve Farsça sözcüklerle doluydu, halkın konuştuğu Türkçeyle yazılı Türkçe arasında koca bir uçurum duruyordu. Mustafa Kemal, bu uçurumu zaten başından beri görüyordu. 2 Eylül 1930’da Sadri Maksudi (Arsal) Bey’in Türk Dili İçin adlı kitabına kendi el yazısıyla şu satırları yazdı: “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında (gelişiminde) başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
Gazi’nin dil için koyduğu ölçü de bağımsızlıktı yani. Ülkesini kurtaran millet, dilini de kurtarmalıydı. Fikir, 1932 yazında olgunlaştı. O Temmuz Ankara’da Birinci Türk Tarih Kongresi toplanmıştı. Afet İnan da kürsüdeydi, Tarihten Evvel ve Tarih Fecrinde başlıklı tebliğini orada sundu. Kongrenin kapandığı akşam Atatürk, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyelerini Çankaya’da topladı. “Dil işlerini düşünecek zaman gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sordu. Ardından Tarih Cemiyetine kardeş bir dil cemiyeti kurulmasını, adının da Türk Dili Tetkik Cemiyeti olmasını istedi. 12 Temmuz 1932’de hükümetten alınan izinname Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü’ne gönderildi ve cemiyet kuruldu. Kurucuları, hepsi milletvekili olan dönemin tanınmış edebiyatçılarıydı: Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sâhir ve Yakup Kadri. İlk başkanı Sâmih Rif'at’tı. Cemiyetin amacı ise nizamnamede şöyle yazıyordu: “Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek.”
DOLMABAHÇE'DE DOKUZ GÜN
Birinci Türk Dili........
