menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kimse kimsenin fanı olmasın, star sistemini de sevmiyorum”

19 0
23.08.2026

Onur Ünsal’ı mesleğe başladığım yıllarda “Eğreti Gelin” ile tanıdım. O günden bugüne değişen yalnızca oynadığı karakterler, yer aldığı projeler olmadı; onun tiyatroda kendine açtığı alanı, sahnede nasıl başka birine dönüştüğünü de izledim. Çünkü Onur Ünsal için tiyatro yalnızca bir meslek değil, kendini var ettiği ve anlam bulduğu yer. Sahne tozu, perdenin açılması, her gece yeniden bir hikâyenin içine girmek… Sahne hayatla kurduğu en sahici bağ. Şöhreti değil derinliği, görünür olmayı değil üretmeyi önemseyen bir oyuncu. Bugün üç oyunla sahnede, Moda Sahnesi için emek vermeye devam ediyor. Onur Ünsal’la tiyatroyu, oyunculuğu ve kendi yolunda ısrar etmeyi konuştuk.

“Biz büyüdük ve kirlendi mi dünya?” diyerek başlamak istiyorum. Mesleğimin ilk yıllarında Eğreti Gelin filmiyle seni tanımıştım. O döneme döndüm. Çok umutlarımız vardı, mesleğin başlarındaydık. Çok parasızdık ama aşırı mutluyduk, değil mi?

Kirlendi. Zaten galiba akça pakça bir dünya da değildi ama çok kötü bir hale geldi. Çok gençtik, dünyaya dair bilgimiz belki bu kadar değildi. Dolayısıyla daha umutlu, daha neşeli bir dönem olduğunu hatırlıyorum. Şimdi buraya gelirken bile trafikte sağa sola bakınca “Ne oldu ya?” diyorum. Herkes çok mutsuz. Ekonomik, kültürel, sosyal birçok anlamda bir çöküş dönemi yaşıyoruz. “Siyasi depresyon” diye bir tanım gelmiş. İklim krizi de bununla ilgili, işsizlik de, ekonomi de... Öldürülen insanlar, katledilen hayvanlar da bununla ilgili. Tam felsefecilerin “dekadans” dediği dönemdeyiz bence. Bir çöküş ve değişim yaşıyoruz.

“Atıf Yılmaz okul oyununa gelip beni seçmişti, şimdi ise cast direktörleri Instagram’dan bakıyor”

Eğreti Gelin çekilirken kaç yaşındaydın? Atıf Yılmaz gibi bir isimle çalışmak acayip hissettirmiş olmalı.

18-19 yaşındaydım. O zaman farkına varmamıştım başıma ne geldiğinin. Heyecanla yapmıştım. Sonra, yıllar geçtikçe neyin içinde olduğumu ve bunun değerini daha çok kavradım. Atıf abi okul oyununa gelip beni seçmişti. Tiyatroya gelip oyuncu seçmeye karar vermiş bir yönetmenden bahsediyoruz; hem de okul oyununa... Bunun ne kadar kıymetli olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Şimdi cast direktörleri Instagram’dan bakıyorlar çoğu zaman. Bir ara “Ellerinizi gösterin, sağa dönün, sola dönün” gibi şeyler vardı. Aslında seni tanımıyorlar. Ne yapabileceğin, ne yapamayacağın konusunda fikirleri yok. Atıf Yılmaz gibi bir ustanın tiyatro oyunundan beni seçmesi bile Atıf abiyi anlatan bir durum.

“Hevesimi tiyatroda buluyorum”

Seni tiyatroda izleyip hayranlık duyduğum ‘Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’ ile ‘Babamı Kim Öldürdü’ oyunlarından çok etkilendim. Yönetmenler, yapımcılar seni izleyip bütün projelerde oynatmalı dedim. Sen ne düşünüyorsun?

Ben biraz tiyatrocu olmuşum artık. Ekranla ilişkim o kadar gelişmiş değil. Ekran oyunculuğu kaslarımı da çok gelişmiş bulmuyorum. Hevesimi tiyatroda buluyorum. Oraya bir şey yapmak, çalışmak beni çok motive ediyor. Küçükken de hep tiyatrocu olmak istemişim. “Basketçi olayım, NBA’de oynayayım, oyuncu olayım, Oscar alayım” gibi hayallerim olmamış. Hep tiyatrocu olmayı düşünmüşüm. Oranın, tırnak içinde, şımarıklığını sevmişim. İnsanlar bir sürü proje için arıyorlar ama ekranda çok fazla yer almak istemeyen biri olarak da biliniyorum. Haksız değiller. Teklifler geliyor; vakit ayırabildiğim zamanlarda televizyon, dijital platform ya da sinemadaki işleri yapıyorum. Ama herkes artık benim biraz tiyatroya kanalize olduğumu kabul etti.

“Ben mahallemde ünlüyüm”

Seni tiyatroda izleyip daha çok dizilerde görmek istememiz biraz da popüler kültürün bize empoze ettiği bir algı. Buna ne diyorsun?

Kesinlikle katılıyorum. Ben bile bazen insanların övgülerini alıyorum; “Ne kadar iyi oyun, ne kadar iyi oyunculuk” diyorlar. Sonra “Benim niye bu kadar az takipçim var?” diye düşünüyorum. Ben bile bazen bu tufaya düşüyorum. Bence bir ünlülük ve “entertainment” diye bir şey var. Hepimiz ona gidiyoruz, bakıyoruz, konuşuyoruz. Bununla yarışmak biraz ergen bir his. “Bu kadar güzel şey yapıyorsun, niye o kadar çok insan bilmiyor?” diyen oluyor. O kadar çok insanın bilmesiyle bende değişecek bir şey yok. Ben mahallemde ünlüyüm, bu da bana yetiyor. Bundan daha fazla parayı ya da ünü aramıyorum. Kaç kişi seni biliyor, kaç takipçin var, kaç paran var? Sanatta bunun yeri pek yok.........

© Gazete Pencere