“Beni hayatta tutan şey huzur ve saygı”
Sevil Akı ile konuşurken bir oyuncunun yıllar içinde nasıl demlendiğini bir kez daha düşündüm. Tiyatro sahnesinde geçen 32 yıl az bir zaman değil. Hele ki her yıl sahneye çıkıyor, farklı karakterlerin içine giriyor, başka hayatları anlamaya çalışıyorsanız. Bugün “Yeraltı”nda Azize’yi izlerken gördüğümüz o sakin güç, bence biraz da bu uzun yolculuğun sonucu. Tiyatrodan hiç vazgeçmeyen, ekranın getirdiği görünürlüğü kendi dünyasının önüne koymayan Sevil Akı ile oyunculuğu, tiyatroyu, Azize’yi ve yıllar içinde değişen hayatını konuştuk.
Sizin kuşağınızda oyunculuk eğitimi aldıktan sonra tiyatrocu olmak neredeyse doğal bir yoldu. Bugün dengeler çok değişti.
Bizim zamanımızda konservatuvar okurken dizi yoktu. Hocaların tiyatro kulislerinde büyüdük. Hayatımızı tiyatro sahnelerinde açtık. Geleneksel öğreti, usta-çırak ilişkileri, özel tiyatrolar… Başka türlüsünü bilmiyorduk. Şimdi şov dünyası çok aktif. Bir ticaret haline dönen diziler çok fazla bir sirkülasyon içinde oyuncu barındırıyor. Eğitimli, eğitimsiz, okullu, okulsuz herkes dizilerde olabiliyor. Görünür olmak, insanların sizi biliyor olması oyunculukta sanat dalından daha fazla görünür olma isteğine dönüştü.
“O noktaya gelene kadar çok zor”
Hem tiyatro yapıp hem dizi çekmek zor değil mi?
Kolay mı? Değil. Ama oyunculuğunuzun kendine ait, kendi tarzınızı ve kendi dilinizi yarattığınızda insanlar sizin oynamanızı istiyor. İşte o zaman tiyatroyla beraber götürme yolunu bulabiliyorsunuz. Ama o noktaya gelene kadar çok zor. “Aman tiyatroya sahip çıkalım” diyelim ama bir de yaşamın gerçekleri var.
“Ben tiyatroda fırsat bekleyen bir oyuncu olmadım”
Tiyatroyu çok seviyorsunuz ve bu tutkunuz hiç geçmiyor. Sizi tiyatroda tutan ne oldu?
Ben şartları hep tiyatro için zorladım. Ekonomik şartlar çok zorluyor, çok zorda kalıyorsunuz. “Benim para kazanmam lazım” dediğiniz çok fazla an oluyor. Ama ben tiyatroda o kadar tutkuluydum ve o kadar çalışkandım ki bana verilen fırsatları hep iyi değerlendirdim. Kötü bir hırstan söz etmiyorum; azimle çok çalışarak fırsatları iyi değerlendirdim. Hep önümde çok güzel projeler, güzel ustalar ve güzel roller oldu. E şimdi beni orada tuttu bunlar. Ben tiyatroda fırsat bekleyen bir oyuncu olmadım. Tiyatroda hep fırsatlar yaratıldı ve ben de iyi devam ettim. Çok uzun yıllardır çok güzel rolleri bana güvenerek tiyatro sahnelerinde teslim ediyorlar. E şimdi öyle olunca orada durmamı gerektiren bir dünya yarattım kendime. Bu kadar büyük bir dünya yaratmışken, hemen elinin tersiyle o kadar büyük bir emek ve tutkuyla ördüğün bir şeyi itemezsin. Ama yolun başındayken çok tehlikeli. Daha tiyatroda bile fırsat verilmeden, tiyatroda ne yapacağınızı bile bilmezken televizyon dizilerine sıçramak, birden sizin tiyatroya dönmenizi çok engelleyebilir. Bir sürü şey yapıyorum ama hiçbiri benim oyunculuk aşkımın önüne geçemez.
“Beni tiyatro sahnesinde görüp bir sinema filminde fırsat veren kişi de Çağan Irmak oldu”
Peki dizi ve sinema tarafına geçişiniz nasıl oldu?
Çok tatlı bir menajerim var, Banu Kuroğlu. Onunla tanıştıktan sonra bana bunun o kadar da ütopik olmadığını, “Siz iyi bir oyuncusunuz ve sabırlı olalım”ı hissettirdi. Çünkü seçilebilir olmak benim için sadece tiyatro sahnesinde bir ölçüydü. Bir süre sonra şunu öğrendim: O proje için doğru kişi olmayabilirsiniz. Bu sizin kötü bir oyuncu olduğunuz ya da seçilmediğinizi göstermez. Tiyatro sahnesinde uzun yıllardır yapabildiğim şeyi televizyon dizilerinde de filmlerde de insanlara aktarabileceğimi düşündüm. Çünkü temelinde çok önemli bir şeyi tutuyordum: O gerçek ve kalple alakalı olan yaratıcılık tarafını. Beni tiyatro sahnesinde görüp bir sinema filminde fırsat veren kişi de Çağan Irmak oldu. Nadide Hayat filminin galasında çok heyecanlıydım; kamera karşısında konuşamıyordum bile. Sonra Çağan, “Ben onu tiyatro sahnesinde gördüm ve sonra bütün Türkiye onu seyretsin istedim” dedi. Çağan sonra arkadaşım oldu ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Onun beni tiyatro sahnesinde görüp bir projeye teklif........
