“Ben oyunun dönüştürücü gücüne inanıyorum”
Sakıp Sabancı Müzesi'ne her gittiğimde aynı duyguya kapılıyorum. Boğaz'a bakan o eşsiz atmosferi, tarihi dokusu ve dinginliğiyle sanki zamanın biraz daha yavaş aktığı büyülü bir yer burası. Benim için yalnızca bir müze değil; sanatın farklı disiplinlerini aynı çatı altında buluşturan bir mabedi andırıyor. Bahçesinde saatlerce oturabilir, kendimi bir oyunun sessizce akıp giden sahnelerinden birinin içinde hissedebilirim. O anlarda dışarıdaki dünya yavaşça uzaklaşıyor. Şimdi o büyülü bahçe, bir kez daha hikâyelerin hayat bulduğu bir sahneye dönüşmeye hazırlanıyor. Müzede Sahne, 10. yılında yine tiyatroyu müzenin ruhuyla buluşturacak. Etkinliğin bu yılki yolculuğunu, 10. yılın anlamını ve "Oyunlarla Dönüşüm" temasını Müzede Sahne'nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz ile konuştuk.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle düzenlediği Müzede Sahne bu yıl 10. yaşını kutluyor. “Oyunlarla Dönüşüm” temasıyla yola çıkıyorsunuz. Oyunlarla dönüşüm mümkün mü ve neden bu tema?
Ben oyunun dönüştürücü gücüne inanıyorum; bu dönüşüm geçici de olsa bize mevcut ve mecburen maruz kaldığımız gerçekliğin ötesinde bir alan kurma imkanı tanıyor oyun; tıpkı plajdaki kumun, bahçedeki çamurun yemeğe dönüşebildiği çocuk oyunlarındaki gibi. Temelinde ritüel ve oyunun yattığı performans da bazen sadece icracısını değil, kimi zaman katılmaya kimi zaman tanıklık etmeye davet ettiği seyircisini de dönüştürebilir; bazen büyük bir sarsılmayla, bazen çok küçük bir farkındalıkla, ama bence her seferinde. Benim için bir klasik olan Huizinga'nın Homo Ludens'te söylediği gibi oyun, ister teatral ister çocuk oyunu olsun, kendi kurallarını, zamanını ve mekânını yaratan, oynayanı da seyredeni de gündelik olandan başka bir yere taşıyan dönüştürücü bir güç. "Oyun" meselesine bu kadar yaslanmam da bundan. Bir de zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldığımızda bile 'oyunsu' kalabilmenin elimizde bir direniş aracı olduğuna inanıyorum.
Programda hangi etkinlikler var?
27-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek etkinliğin programını nasıl oluşturdunuz? Programda hangi etkinlikler yer alıyor?
Programı, dönüşüm fikrinin hem tek tek her işte hem de bütünde yankılanmasını gözeterek kurdum; bedenin geçirdiği dönüşümlerden sesin dönüştürücü etkisine, oradan hayatın içindeki dönüşüme ve birlikte dönüşebilmenin olanaklarına uzanan bir izlek. Seyrimizi, perşembe Édouard Louis'nin Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri ile başlatıyoruz. Cuma ve cumartesi çocukları kukla tiyatrosu olan Mitolojik Hikayeler’le buluşturuyoruz. Dr. Oğuz Öner'in Ses Manzarası atölyesi ile Kuş Kolektifi'nin Kuş Gözlemi ve Dijital Müzik Üretimi atölyesi ve akşam Yıldız oyunu var. Ana sahnedeki oyundan sonra da bahçeye yayılan Şâzân Meclisi ile devam ediyoruz. Cumartesi akşamı ana sahnede Şatonun Altında, Pazar akşamı ise 9/8'lik Kıyamet olacak. Bütün ana oyunların öncesinde Fuayede Karşılaşmalar’ımız ile alandan önemli isimleri seyircilerimizle buluşturuyoruz. Beni gene çok heyecanlandıran diğer iki iş ise cumartesi ve pazar günleri müzenin farklı alanlarında yer alacak; seyircinin hapishaneden yazılmış bir mektubun parçalarını seslendirerek anlatıyı kendi bedeni ve sesiyle birlikte kurduğu Begüm Erciyas'ın Attika'dan Mektuplar'ı ile mekâna özel tasarlanmadığı halde müzenin alanlarına sızarak her karşılaşmada yeniden biçimlenen Melih Kıraç'ın Yakın Zamanın Kaybı.
Müzede Sahne fikri nasıl ortaya çıktı ve bugüne nasıl gelindi? Bir müzede sahne kurmanın farkı ve heyecanı nedir?
Müzede Sahne’nin ortaya çıkmasına Sakıp Sabancı Müzesi ekibi öncülük etti; ilk altı edisyonun sanat yönetmenliğini üstlenen Emre Koyuncuoğlu da disiplinlerarası yaklaşımın temellerini........
