Yoksullar sembolsüz kaldı!
Az gelirliler (doğrusu yoksullar olacak), kendilerini tanımlayan sembolleri yavaş yavaş kaybediyorlar. Yeni bir sembol bulmak artık imkansız gibi bir şey.
Ekmekle karın doyurmak, yoksulluğu anlatabilmek için kullanılan en güzel fotoğraflardan biriydi.
Belediyelerin Halk Ekmek bayilerinin önündeki kuyruklar, yoksulluğu simgelemek için uzun yıllar kullanıldı!
Ama ekmekler küçüldü, sandviç boyutuna indi, zam üstüne zam geldi. Türk yoksulu karnını doyurabilmek için bir yerine beş ekmek almak zorunda kaldı. “Düz Ekmek”, yani fırınların özel olarak ürettiği ve astronomik fiyatlara satılan ekmekler dışında kalanlar, hala yoksulluğu simgelemek için kullanılıyor!
Ekmeğin içine bir katık lazım!
Ekmeğin içine her türlü katık yakışır. Peynir, zeytin, helva, acılı salça, annemin yaptığı gibi çemen! Ne koyarsan olur.
Saydığım yiyecekler sanki masallarda kaldı.
Pastırmayı, kaşarı, salamı, sucuğu, katık olarak kullanmayalı yıllar oldu. En iyisi bu çok kıymetli ekmek aralarını da unutun artık… Ama altın yerine düğün hediyesi olarak götürebilirsiniz. Gelinin boynuna bir kangal sucuk taktığınızı düşünebiliyor musunuz!
Simit, kuru fasulye, pilav üstü nohut, sade suya çorba da artık yoksulluğu simgeleyemiyor. Onlar da sınıf atladı!
Bir zamanlar, yoksulluğu anlatabilmek için, “kuru soğan” sembolü de kullanılırdı.
O da fakir sofralarını terk etti.
Geçenlerde fasulyenin yanında canım soğan istedi. Babam usulü, bir bütün soğanı bir yumrukta darmadağın ettim. Ortadaki “cücüğü” ağzıma attım.
Birden gözlerim yaşardı, burun direğim sızladı. Böylesine acısını hiç yememiştim.
Meğerse bu soğan Hindistan’dan gelmiş. Onun için fiyatlar uçmuş gitmiş.
Vah güzelim yerli soğan… Vah sana!
Bunu nereden öğrendim?
Ömer Fethi Gürer’den.
Edebiyatın cumhurbaşkanı nasıl Doğan Hızlan ise tarımın cumhurbaşkanı da bence CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’dir.
Kendisini televizyonlardan tanıyorum. Nerede dertli üretici varsa mutlaka oradadır.
Tarlada, kahvede, hayvan damında, traktörün üstünde, üretici toplantılarında…
Ondan ilham alarak, bu hafta size, yoksullara ihanet eden soğanı anlatacağım.
Geçenlerde soğan çorbası yapmak için mutfağa girdim. Bu çorbayı çok severim. Tek sorun, çorbayı içerken üstüne rendelenen peynirin sünmesi. Uzayıp giden peynir, bir türlü kopmak bilmez, alttan sakala, üstten bıyığa yapışarak, insana zor anlar yaşatır.
Bu çorba artık her ne kadar lüks restoranların menülerinde yer alsa da aslında fakir........
