Adalardan bir yar gelir bizlere!
Koca Ege Denizi’nde topu topu iki adamız var: Gökçeada ve Bozcaada…
İkisini de gerçek kimliklerinden soyup, başka giysiler içinde başka kimliklere bürümüşüz.
Kimimiz denizden korktuğu için adaya gitmemiş, kimimiz de pahalı hesabı bahane edip, Yunan adalarına kaçmış.
Düşünün, dünyada basmadık coğrafya bırakmayan ben bile, Egeli serin rüzgarla yıkanan Gökçeada ile yıllar sonra el sıkışmıştım! Atmayıp, kitaplığımın bir rafına sıraladığım not defterlerine şükran borçluyum. Ne zaman sıkışsam, hemen yardımıma koşuverirler.
Örneğin Gökçeada… Sayfa uçları kıvrım kıvrım olmuş not defterim olmasaydı, ben de bu kadim adayı aklımın bir ucuna düşürmeyecektim. İşte hatırladıklarım…
Geçmişi M.Ö. 2000 yılına kadar inen adadan ilk bahsedenlerden biri Homeros’tur. Ünlü tarihçi, İlyada’da doya doya söz eder. Homeros’un söylediğine göre, Bozcaada ile Gökçeada arasında çok geniş ağızlı bir mağara varmış. Bu mağarada tanrı Poseidon’un kanatlı atları bulunurmuş. Bu atların kişnemeleri bütün Ege’de duyulurmuş.
Adı iki bin yıl süreyle İmroz olan ada, Lozan antlaşması çerçevesinde Türkiye’ye verilince Gökçeada olarak değiştirilmiş.
Şimdi kimisi eski adını, kimisi de yeni adını kullanıyor.
Adaya Gelibolu’nun Kabatepe mevkiinden kalkan feribotla ulaşılıyor. Feribot rahat ve hızlı. Yaklaşık 1,5 saatte adaya varıyor.
Limanın pek iç açıcı görüntüsü yok. Birkaç hediyelik eşya satan dükkan ve derme çatma kulübeler var.
10 dakika ötedeki merkez ilçenin görüntüsü de çok parlak değil. Özensiz apartmanlar, bakımsız sokaklarla tam bir Orta Anadolu kasabasına benziyor.
Konaklama yerlerinin çoğu burada.
Gökçeada, aslında yemyeşil bir ada. Zeytin ağaçları, kavaklar, bereketli tarlalar adanın tümünü yeşile boyamış.
Egeli serin rüzgarlar, sıcağı üfleyip, kovaladığı için insan pek bunalmıyor. Hele güneş battıktan sonra biraz ürperiyor bile.
ASIL GÜZELLİK ESKİ KÖYLERDE…
Gökçeada’nın asıl güzelliğini,........
